Bulunduğumuz kasaba civarında bir köy vardı. Arasira atlarla bu köye gezmeğe giderdik. Köyde 102 yaşında bir Kürt tanımıştık. Köye her gidişimizde birkaç saat ihtiyar dostumuzun yaninda geçirirdik. Bir aralik 15 gün kadar
köye gitmemiştik. Dostumuzu adeta göreceimiz gelmişti. Atlarımıza bindik ve koyun yolunu tuttuk. Köye vardiğımizda doğruca ihtiyarın evine gittik. Ihtiyar Kürt bizi görünce her zamanki gibi güler yüz göstermeğe başladı. Fakat yerinden kalkıp istikbalimize gelemedi, mazeret diledi. Ayaklarını gösterdi. Ayakları dayaktan sişmiş ve siyahlanmştı. Bu halinde bizlere kıyam etmeğe ayakta karşılamaya çalışiyordu. Kiyamına mani olduk ve etrafinda toplandık. Ihtiyar başından geçenleri anlattı:
- Bundan 15 gün evvel köye jandarmalar geldiler. Sillah topluyorlardı. Bizde silah ne arar, Kemal Paşa sagolsun hepsini noktaya teslim ettik. Yanımızda çakı bile birakmadık. Delikanlıları bağladılar götürdüler Siz de bilirsiniz ya onlar bir daha köye dönmezler. Sıra banageldi. Yalvardım, yakardım, hayran dedim kurban dedim dinlemediler .Beni yere serdiler, ayaklarıma belki 40 sopa vurdular. Ayaklarımdan kanlar fişkırmaya başladı. Aldırmadılar nihayet kendimden geçmişim, işte ogünden beri yataktayım. Ihtiyara sorduk: Peki neden seni bu kadar dövdüler?
- Ihtiyar düşünmeden cevap verdi. Çünkü ben Kürdüm.Ne bileyim Kemal Paşa memlekette Kürt istemiyormus.Ihtiyar birden bire sustu biraz düşündü korkan nazarlarla [bakışlarla] etrafina baktı ve tekrar söze başladı:
- Hayır demin yanlış söyledim, demin şaşırdım, bizartık Kürt değiliz. Eskiden Kürt idik. Şimdi hepimizTürküz. Bu memlekette herkes Türktür. Kemal Paşa böyle söylemiş..
Biçare el'an (şu an dahi], hatta bizden de korkuyordu. Belki Kürdüm dediğini gidip jandarmalara söyleyebilmemiz ihtimali bile hatırına geliyordu. Bu
"Vakkai Hayriye'de ise 20 bin Yeniçeri öldürülüp cesetleri öldürülüp cesetleri özellikle herkesin görmesi, seyretmesi için denize atılıyor. Ardından II. Mahmut'un emriyle ne kadar Yeniçeri mezarı varsa tahrip ediliyor. Osmanlida tüm savaşlarda asker gücü olan Yeniçerilerin hiçbir mezar taşinin olmamasi bu uygulama sonucudur. Günümüzde TC devletinin Kürtlerin mezarlarina saldırması, tahrip etmesi yeni bir durum olmayıp Osmanlidan devralinan bir devlet geleneğidir. Bu uygulamanın sadizmi ölüye değil, ölü yakınlarına ömür boyu çektirilen manevi azaptır.Toplumun manevi değerlerini çiğnemek, ölüyü sadizmin nesnesi yapmak ve bunun aracılığiyla insanlarin manevi görevlerini yerine getirmesini engellemek, sonsuz bir azap çektirme yöntemi olup sadizmin devlet tescilli uygulamasıdır .
" Bir toplum olarak Kürtler, genellikle oyuk yerlere eğilimlidirler. Kürtlerin tarihi ve kūltürü dağlarla öylesine iç içe geçmiştir ki, ovadaki Kürdún etnik kimliği bununla çelişir hale gelmiştir. Kürtlerin kendileri hakkında söylediği gibi, "dağları düz edin, Kürtler bir gün içinde ortadan kalkar." Bu ikili birbirinden öylesine ayrlanmaz hale gelmiştir ki, şöyle denilmiştir; "Bir Kürt ile onun dağdaki yaşam alanı arasındaki ilişki çiftçi ile çiftlik arasındaki ilişki gibidir: biri olmaksızın diğerinin herhangi bir anlamı yoktur" (Siyabend,1988). Bir Kürt için dağ, tanrının cisimleşmiş halinden daha az bir şey değildir; dağ onun annesi, siğınağı, koruyucusu, evi, çiftliği, pazarn, dostu tek arkadaşıdır. Kişi ile dağ arasındaki bu sıkı ilişki Kürdistan'in kültürel ve psikolojik doğasını diğer şeylerden daha çok belirler. Çevrelerine böylesine bütünsel bir baglılık gösterip ondan kopamama dağlarda Kürtlerin yaşadığı türünden halk inançlarına kaynaklik etmiştir . "
" Geliştirilen kafatasçı irkçıliğindan feyz alan devletin en üst düzey yetkilileri eline pergel ve gönye alip kafatasI ölçümleri yapmiyor tabi; Türk olmayan herkese haykiriyor, onların bu
ülkede yaşam haklarının sadece Türke hizmetçilik yapmaktan, ona uşaklık etmekten geçtiğini buyuruyor. Dönemin Adalet Bakani Mahmut Esat Bozkurt"...Türk bu ülkenin efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek
hakları vardır; hizmetçi olma hakk, köle olma hakkı" derken, Celal Bayerin "Türk olmadiğınizı söyleyenin yüzüne tükürün" demesi, ismet Inönüden Atatürke kadar bu yönlü pek çok inci
döktüren devlet yetkililerinin yiğinla konuşmaları mevcut. "