Öyle güzel bir dili var ki kitabın Zeze’nin bütün acısı kalbimde hissettim.
Hayat çok küçücükken omzuna büyük yükler yüklemiş,gerçek sevgi ve şefkati hissetmemiş bu yüzden sürekli insanlara kötü şeyler yapmaktan kendini alıkoyamayan bir çocuğun kalbine şefkat tohumu ekildiğinde aslında onun içindeki güzelliklerin de yeşerdiğini anlatıyor.
SPOİLER İÇERİR !!
Zeze fakir bir ailenin çocuğu idi.Ailesi ve komşuları içinde pek sevilmezdi.En yakın sırdaşı ise Minguinho adındaki şeker portakalı fidanıydı. Manuel Valadres(portuga)ile yolları kesişince hayatı bambaşka olmuştu.Hayatın şefkatli yanını öğrendi.En yakın arkadaşı olmuştu.Ta ki ölene kadar.O öldükten sonra hayatı altüst oluyor.Ailesinin durumu düzeliyor.Onlar için hayat yoluna girmeye başlıyor.Ama Zeze’nin içinde ki boşluğu artık hiç bir zenginlik dolduramıyor.
O küçük çocuğun yaşadığı acı,umut ve çaresizliği gerçekten hissettim.Sonunda ki “Hakikaten sevgili Portuga,bana her şeyi çok erken anlattılar.” cümlesi küçük yaşta olgunlaşmak zorunda kaldığının apaçık beyanı.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2020275bin okunma
“Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum.Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi.Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi.Asıl acı,kalbi baştan aşağı sancılara boğan,insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi.Kolları,başı hep dermansız bırakan,yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.”
“Onu öldüreceğim.Öldürmek derken öyle Buck Jones’un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum.Öyle değil.Kastettiğim onu kalbimde öldürmek.İyiliğini istemekten vazgeçmek.”