Hadi aynaya bak. Ne görüyorsun? Aynaya bak, dedim. Ne görüyorsun?
– Şey var… Güzel bir kız.
– Teşekkür ederim. Peki, onun yanında ne görüyorsun?
– Bilmiyorum.
– Güzel. Gelişme var.
– Öyle mi dersin?
– Evet. Eskiden sadece bir serseri görüyordun. Artık en azından onu görmüyorsun. Bu, içini temizledin demek. Boş kabuğu bir şeyle doldurmalıyız artık. Bu halde bırakamazsın. Bu yüzden bak. Önünde, bu güzel yüzde beğendiğin bir şey yok mu?
– Hayır, yok.
– İyi bak. Gözlerine. Ne görüyorsun?
– Bb-biraz iyilik.
– Evet. Ondan var. Hem de çok. Başka?
– Ve… Ve güzellik.
– Evet. Güzellik. Çok doğru. Çok güzeller. Başka?
– Belki biraz tatlılık.
– Evet. Hem de çok. Ya sevgi?
– Evet. Sevgiden de çok var. Hatta çok fazla.
– Çok fazlaysa çıkarman gerek. Beni sevdiğini söyle.
– Anlamadım?
– Beni seviyor musun?
– Evet, çok. Yani sana karşı bir yakınlık hissediyorum, tamam ama belki de ne bileyim arkadaşlık ya da…
– Ahh! Beni seviyor musun, sevmiyor musun?
– İlk günden beri. İlk saniyeden beri.
– Güzel. Söyle o zaman.
– Ama bunu söylemek zor.
– Neden biliyor musun?
– Hayır.
– Çünkü sana hiç söyleyen olmadı, değil mi? Biri nasıl yapılacağını göstermeyince kendini sevmek çok zor.
– Evet.
– Seni seviyorum Andre… İşte oldu! Sen de sevildin. Artık sevgi vermemen için sebep yok. Haydi…