"Tayyip'in oğlu kırmızı ışıkta hızla geçiyor. Peşine siren çalarak ekip takılıyor. Kaçarken, yaya geçidine 5 metre kala eşime çarpıyor. 30 metre sürüklüyor. Eşim 6 gün sonra vefat etti..
Yakalandığında polislere Tayyip'in oğlu olduğunu söylüyor. Zaten o andan itibaren her şey değişti. Karakola gittik, çocuğun ehliyetini sormuyorlar. Polislere bunu hatırlattığımızda, "Siz ukalalık etmeyin, biz ne yapacağımızı biliriz"dediler. Kazadan hemen sonra caddemize belediye arazözleri geldi. Tarihte ilk kez, caddemiz baştan aşağı yıkandı. 35 metre fren izi vardı ve her şeyi bir anda yok ettiler. Çocuğun ehliyeti yoktu. Kazadan sonra 3 ay önce verilmiş gibi ehliyet düzenlediler. Mahkeme başladı, çocuk bir kez olsun gelmedi. Babası tarafından yurtdışına gönderlmişti.. AmaTayyip'in adamları hep oradaydı. Karımın hakkını ararken bir şey söysöylediğimizde dirsek yedik, tehdit edildik, tacize uğradık. Hakime çocuğun ehliyeti olmadığını, kazadan sonra babasının forsuyla düzmece ehliyet verildiğini söydekiğimizde, "Ned demek yani, siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz" diye azar işittik.. Sakin bir insanımdır ama o anda elimde bir şey olsaydı, kafasına fırlatırdım.
Olayın oluşunu gören takıkların hepsi tehdit edildi ve korkutuldu. Buna bir yakınımız dahildir. Sadece bir tek genç kız tanıklık yapmakta direndi. Fakat işin rengi değişmişti. Şişli Karakolu'nda çocuğun ehliyetini sormayan polislerin ve sahte ehliyet veren trafikçilerin aileleri dava görülürken defalarca geliğ yalvardılar, işin üzerine gidersek kocalarınn görevine son verileceğini, aç kalacaklarını söylediler. Ondan da şikayetçi olmadık...
Kapımızda her gün belediye araçları durur, Tayyip'in adamları önümüze çıkardı. Tanıklara olduğu gibi bize de, uğraşmayalım diye en az 20 rica geldi. Tayyip belediye
Sayfa 85 - 17 Haziran 2001 Hürriyet Gazetesi Emin Çölaşan Röportajından