Okuduğum kitaplar ve yaptığım alıntılar herhangi bir ideolojiyi benimsediğim yada tarafı olduğum anlamı taşımaz...! Yalnızca, Salt Gerçeğin peşindeki bu yolculuğumda, yararlandığım kaynaklar, taraf olduğum anlamı taşımazlar.
Alex kötü biri. Bunu gizlemiyor. Sokaklarda dolaşıp insanlara saldıran, eziyetten zevk alan bir genç. Fakat kitabın asıl gücü burada başlıyor: Burgess sizi iyi bir insanın değil, korkunç bir insanın zihnine hapsediyor. Bir süre sonra Alex’in düşüncelerini anlamaya başlıyorsunuz ve bu durum rahatsız edici olduğu kadar etkileyici de.
Hapishane bölümüyle birlikte kitap yön değiştiriyor. Devletin uyguladığı “Ludovico Tekniği”, suçluyu iyileştirmekten çok onu iradesiz bir makineye dönüştürüyor. Alex artık kötülük yapamıyor çünkü iyi biri olduğu için değil, fiziksel olarak buna şartlandırıldığı için. İşte kitabın en sert sorusu burada geliyor:
“İyiliği seçme özgürlüğü olmayan biri gerçekten iyi midir?”
Beni en çok etkileyen şey ise final oldu. Filmden farklı olarak kitap, Alex’i tamamen karanlıkta bırakmıyor. Şiddetten yorulan, büyümeye başlayan bir Alex görüyoruz. Çünkü insan bazen cezayla değil, zamanla değişiyor.
Kitap boyunca kullanılan o tuhaf sokak dili başta yorucu gelse de bir süre sonra atmosferin parçası oluyor. Sanki distopik bir dünyanın içine düşmüş gibi hissediyorsunuz.
Rahatsız edici, sert ve psikolojik olarak yorucu bir eser. Ama bitirdiğinizde uzun süre zihninizden çıkmıyor. Bazı kitaplar okunur, bazıları ise insanın içinde yankı bırakır. Otomatik Portakal kesinlikle ikinci grupta.
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009112,9bin okunma
Göze göz, dişe diş diyorum. Birisi sana vurursa sen de ona vurursun, değil mi? Siz gaddar serseriler de devlete çok sert vuruyorsunuz, öyleyse devlet niye aynı şekilde karşılık vermesin? Ama yeni bakış açısı buna hayır diyor. Yeni bakış açısına göre, kötüleri iyiye dönüştürmeliymişiz. Bütün bunlar bana çok adaletsiz geliyor.