Muharrem Kenger

Muharrem Kenger
@MuharremKenger
Sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman, Vatan ki bu insanların evidir. Sevgilim, onlar vatana düşman.
Lisans
Kahramanmaraş
340 kütüphaneci puanı
1205 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
8/10
·172 syf.·
2026 12. kitabı
Alex kötü biri. Bunu gizlemiyor. Sokaklarda dolaşıp insanlara saldıran, eziyetten zevk alan bir genç. Fakat kitabın asıl gücü burada başlıyor: Burgess sizi iyi bir insanın değil, korkunç bir insanın zihnine hapsediyor. Bir süre sonra Alex’in düşüncelerini anlamaya başlıyorsunuz ve bu durum rahatsız edici olduğu kadar etkileyici de. Hapishane bölümüyle birlikte kitap yön değiştiriyor. Devletin uyguladığı “Ludovico Tekniği”, suçluyu iyileştirmekten çok onu iradesiz bir makineye dönüştürüyor. Alex artık kötülük yapamıyor çünkü iyi biri olduğu için değil, fiziksel olarak buna şartlandırıldığı için. İşte kitabın en sert sorusu burada geliyor: “İyiliği seçme özgürlüğü olmayan biri gerçekten iyi midir?” Beni en çok etkileyen şey ise final oldu. Filmden farklı olarak kitap, Alex’i tamamen karanlıkta bırakmıyor. Şiddetten yorulan, büyümeye başlayan bir Alex görüyoruz. Çünkü insan bazen cezayla değil, zamanla değişiyor. Kitap boyunca kullanılan o tuhaf sokak dili başta yorucu gelse de bir süre sonra atmosferin parçası oluyor. Sanki distopik bir dünyanın içine düşmüş gibi hissediyorsunuz. Rahatsız edici, sert ve psikolojik olarak yorucu bir eser. Ama bitirdiğinizde uzun süre zihninizden çıkmıyor. Bazı kitaplar okunur, bazıları ise insanın içinde yankı bırakır. Otomatik Portakal kesinlikle ikinci grupta.
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·136 syf.·
2026 11. kitabı
Ada, savaşın ortasında bir adada hayatta kalma mücadelesini anlatırken aynı zamanda insanın iç dünyasını ve dönüşümünü sade ama güçlü bir dille işler. Theodore Taylor, Ada’nın yalnızlık ve doğayla mücadelesini anlatırken aslında çok daha derin bir şeye odaklanır: önyargılar ve insanın içindeki ayrımcılık. Kitap, farklı ırklardan insanların aynı kaderde nasıl birbirine tutunabildiğini göstererek ırkçılığın anlamsızlığını sorgular. Başta korku ve önyargıyla başlayan ilişki, zamanla anlayışa ve insani bağa dönüşür. Sade anlatımına rağmen güçlü bir mesaj verir: İnsanları ayıran şey renkleri değil, düşünceleridir. Ada’nın hikâyesi sadece bir hayatta kalma değil, aynı zamanda önyargılardan arınma ve insan olmayı yeniden öğrenme sürecidir.
AdaTheodore Taylor · Beyaz Balina Yayınları · 2015410 okunma
10/10
·224 syf.·
2024 16. kitabı
Issız bir ada düşün… Rüzgârın sesi, insanın iç sesine karışacak kadar keskin. Ve on kişi… Her biri kendi geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan on yabancı. Agatha Christie bu romanında bir cinayeti değil, vicdanın yavaş yavaş uyanışını anlatıyor. Çünkü burada ölüm, sadece bedenleri değil; saklanan gerçekleri de birer birer ortaya çıkarıyor. Başlangıçta her şey sıradan görünür. Tanışmalar, küçük sohbetler, mesafeli bakışlar… Ama adanın sessizliği uzun sürmez. O sessizlik, yerini görünmeyen bir yargıcın hükmüne bırakır. Bir tekerleme… Masum gibi duran birkaç satır… Ama her dizesi, bir hayatın sonuna dönüşür. Ve o andan itibaren ada küçülmeye başlar. Duvarlar yoktur belki ama korku, en sağlam hapishaneyi kurar. Şüphe büyür, güven yok olur, akıl bile kendi sınırlarından şüphe eder. Bu romanda katil sadece bir kişi değildir aslında. Geçmiş, pişmanlık ve bastırılmış suçlar; hepsi aynı masada oturur. Her karakter kendi hikâyesinin sanığıdır. Christie’nin en büyük başarısı, gerçeği saklaması değil… Onu gözlerinin önüne koyup seni görmez hâle getirmesidir. Ve final… Sessiz, soğuk ve kaçınılmaz. Kitap bittiğinde geriye şu duygu kalır: İnsan, en çok kendi içindeki karanlıktan korkmalıdır.
On Küçük ZenciAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201843,7bin okunma
10/10
·64 syf.·
2024 13. kitabı
İnsan aklının yavaş yavaş çözülüşünü okumak, çoğu zaman dışarıdan bir hikâye izlemek gibidir. Ama Nikolay Gogol bu eserinde seni izleyici koltuğundan kaldırıp doğrudan o zihnin içine oturtuyor. Poprişçin… Sıradan bir memur. Kimsenin ciddiye almadığı, toplumun alt basamaklarında ezilen, görünmez bir adam. Ama asıl çarpıcı olan onun deliliği değil—o deliliğe giden yolun ne kadar “anlaşılır” olması. Başlangıçta küçük takıntılar, aşağılanmışlık hissi ve içten içe büyüyen bir değersizlik duygusu… Sonra gerçeklik yavaş yavaş bükülmeye başlıyor. Konuşan köpekler, abartılı hayaller ve nihayetinde kendini İspanya kralı ilan eden bir zihin… Burada Gogol’ün asıl ustalığı şurada: Okurken bir noktada “bu adam tamamen saçmalıyor” demiyorsun. Aksine, “bu noktaya gelmesi kaçınılmazdı” diyorsun. Çünkü bu delilik, toplumun dışladığı bir insanın iç dünyasında filizleniyor. Eser aynı zamanda sert bir bürokrasi eleştirisi. Ünvanların insan değerinin önüne geçtiği, insanların sadece statüleriyle var olduğu bir düzen… Poprişçin’in çöküşü aslında bu sistemin bir yan ürünü gibi. Dili kısa, etkisi uzun. Sayfalar hızlı ilerliyor ama bıraktığı his kolay kolay geçmiyor. Özellikle şu soru zihne yerleşiyor: “Deliren gerçekten o muydu, yoksa dünya zaten başlı başına bir delilik miydi?” Kısa bir metin olmasına rağmen insan ruhunun karanlık bir köşesine ışık tutan bu eser, okunduktan sonra bir süre sessizlik ister.
Bir Delinin Hatıra DefteriNikolay Gogol · Tutku Yayınevi · 201718,1bin okunma
10/10
·471 syf.·
2024 35. kitabı
Fütuhat-ı Mekkiyye’nin 7. cildi, İbn Arabi’nin varlık hiyerarşisini ve ilahi tecellileri bir mimar titizliğiyle haritalandırdığı, okuru aklın sınırlarından alıp keşfin enginliğine bırakan sarsıcı bir duraktır. Bu ciltte özellikle esma-i ilahiyyenin alemdeki yansımaları, varoluşun her an yeniden yaratılış (halk-ı cedid) sırrı ve insanın bu kozmik düzen içindeki merkezi konumu, hem teknik bir derinlikle hem de kalbi bir duyuşla işlenmektedir. Satır aralarına serpiştirilen sembolik dil ve batıni işaretler, metni sıradan bir okuma nesnesi olmaktan çıkarıp okuyucunun kendi iç dünyasında bir kazı çalışmasına dönüştürmekte; rasyonel çıkarımların yetersiz kaldığı noktalarda kişiyi sezgisel bir idrake zorlamaktadır. Sabırla ve tefekkürle yaklaşıldığında insanın kendi hakikatine dair saklı kapıları aralayan bu eser, tasavvufi düşüncenin zirve noktalarından biri olarak, hakikati sadece bilmek değil bizzat tecrübe etmek isteyenler için eşsiz bir manevi rehberlik sunmaktadır.
Fütuhat-ı Mekkiyye 7Muhyiddin İbn Arabi · Litera Yayıncılık · 200833 okunma