Gerçek anlamda arzulamayı değil, sadece kadınların varlığıyla oluşan o sıcak esintide şehveti hissetmeyi seviyordum; heyecanlanmayı değil, sadece ilhamım seviyordum. Böylece üzerime yönelen bakışları tenis topu rahatlığıyla geri göndererek, dokunmaksızın haz alarak, kadınlara hissetmeden dokunarak, içimde sadece bu oyunun verdiği belli belirsiz şehvet duygusunun sıcaklığını hissederek dolaşmaya devam ettim.
Aslında onları çekici bulduğum yoktu, ama öyleymiş gibi yapmak, akıllarından geçirdikleriyle oynamak beni eğlendiriyor, bedenlerine dokunma duygusunun verdiği hazzı, gözlerindeki manyetik titreşimi hissetmek hoşuma gidiyordu, çünkü duygusal anlamda soğuk insanların tümünde olduğu gibi benim erotik hazzım da, aslında kendim heyecanlanmak yerine başkalarım heyecanlandırmaya, başkalarım uyarmaya bağlıydı.
Önümden birkaç güzel kadın geçti, ince kumaşın altında her adımda titreyen göğüslerine cüretkarca, fakat içten bir hayranlık duymadan bakarken kendilerim böyle küstahça çıplaklaştırılmış ve küçümsenmiş hissettiklerinde sergiledikleri sıkıntı ve haz karışımı utangaçlık karşısında içimden güldüm
Mavi havanın, denizin bir geminin bordasından yumuşak hışırtılarla yükselişi gibi bedenimi kucaklayışını hissetmek,
huzur içinde gür yapraklı, güzel kestane ağaçlarını, okşayıcı ılık rüzgârın ara sıra kopan birkaç çiçekle oynayıp uçuşturduktan sonra onları yola kar gibi bembeyaz yağdırışını seyretmek benim heyecansız halime daha uygundu.