Doğukan Ç.

Beyin fiziksel olarak deneyimlediğimizi sandığımız bilgiyi realiteye deşifre ediyor, dolayısıyla o bilgi kaynağını gasp etmek mümkün böylece varlıklar belirmiş görünüyor olaylar olmuş gibi görünüyor oysa aslında hiçbiri olmuyor. İnsanoğluna insanların tasavvur edebileceğinden çok fazla bir şekilde kolektif olarak yapılıyor.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hristiyanların paskalya yortusu, yeniden doğuş'un kutlandığı eski bir putperest adeti olup ay ile bağlantılıydı, çünkü ilkbahar ekinoksunu izleyen ilk dolunaydan sonraki ilk pazar günü yapılır. Musevilerin hamursuz Bayramı da ekinoksu takip eden dolunay gecesinde başlardı.
Ay doğal bir gök cismi değil. Ay gelmeden önce Hayat insanlar için çok daha iyiydi. Ay güçleri zamanı kontrolünde tutuyor ve insanların ruh halini manipüle ediyorlar. Ay dünyanın ruh halini kontrol altında tutmak için orada ve eğer Ay olmasaydı Dünya çok sakin olurdu büyük takımlar değil sadece küçük fırtınalar olurdu. Eski ırk uzaydan ayı ele geçirip dünyanın yanına yerleştirdiler. Ay olmasa insanlar ve hayvanlar sakin ve huzurlu olurlardı. Okyanuslar daha sakin olur kasırga ve fırtınalar azalır iklim ılıman ve dengede olurdu. Kan ve kimyasal değiştiği için insan solunum sisteminde büyük değişiklikler olur ayın batışından sonra Doğanlar suyun altında saatlerce nefesini tutabilirlerdi.
Mesafelerin Hükmü Gönülde Biter...
Gönül, insanın pusulasıdır; nereye dönerse dünyayı orada kurar. Birçoğumuz mutluluğu kilometrelerce uzakta, henüz ayak basmadığımız şehirlerde veya ulaşamadığımız mevkilerde ararız. Oysa gerçek huzur, mekândan bağımsız bir "hal" meselesidir. İnsan, bedenen en yakınında duran birine fersah fersah uzak olabilirken; binlerce kilometre ötedeki birini nefesi kadar yanında hissedebilir. "Uzaklarda olmak değil, gönülde olmak lazım" sözü, bize sevginin ve aidiyetin fiziksel sınırları tanımadığını hatırlatır. Birinin aklında ve kalbinde yer edinmişseniz, aslında hiç gitmemişsiniz demektir. Kısacası; Hayat bizi farklı coğrafyalara savurabilir, yollarımızı ayırabilir. Ancak önemli olan, fiziksel olarak nerede olduğumuz değil, kimlerin kalbinde bir iz bıraktığımızdır. Unutmamalı ki; dünyanın en uzak mesafesi, birbirini anlamayan iki kafa arasındaki mesafe değil, birbirine kapalı iki gönül arasındaki uçurumdur.D.Ç.
Duygusal Güvenlik Alanı:
Yük" Değil, "Yol Arkadaşı" Olmak... Dünya dışarıda yeterince sert, rekabetçi ve yorucudur. Hayatı kolaylaştıran kadın, erkeğin omuzlarındaki yükü alan değil, o yükü taşıyabilecek gücü ona veren kişidir. Zihinsel karmaşayı sadeleştiren, kriz anlarında paniği değil sükuneti besleyen bir varlık, bir erkek için en büyük lükstür. Hayatı kolaylaştırmak; sorun çıkarmamak demek değildir. Aksine, sorunlara yaklaşım biçimidir. Mevcut durumu nasıl iyileştirebileceğine ve bir sonraki adıma odaklanır. Bazı ilişkiler sürekli bir "ikna etme" veya "açıklama yapma" mesaisi gerektirir. Hayatı kolaylaştıran kadınla olan ilişkide ise sezgisel bir uyum vardır. Bakışlardan ne dendiğini anlamak, gereksiz polemiklerden kaçınmak ve ortak hedefler doğrultusunda birbirinin önünü açmak, hayatın ağırlığını yarı yarıya indirir. Bir erkek hayatını zorlaştıran bir kadına aşık olabilir, onun için acı çekebilir veya büyük tutkular duyabilir. Ancak hayatını kolaylaştıran bir kadınla yaşlanır. Çünkü günün sonunda hepimiz, bizi yoran değil, bize iyi gelen ve yolumuzu aydınlatan hikayelerin içinde kalmak isteriz. Kısacası; Gerçek aşk; birbirinin elini tutmak değil, tutulan o elle hayatın yükünü birlikte hafifletmektir.D.Ç.