Dikkat nereye verilirse enerji oraya akar. Dikkati odaklamak her şeyin anahtarıdır. Dikkati odaklamak deşifre işlemini tetikler o daha dalga formu bilgisini holografik realiteye dönüştürür. Daha önce de belirtmiştim. Tarot kartları elektromanyetik olarak bilgiyi ve sembolize ettikleri kavramları temsil ederler aynı şey bütün semboller için söz konusudur. Eğer bir sembol Satürn'ün temsil ediyorsa o zaman onun enerji alanı Satürn'ün frekansıyla titreşir. O sembole dikkatle odaklanmak bilinç altında 11 milyon -40'da olsa sizi o frekansa bağlar.
Çinli filozof konfüçyus dünyayı söz ve kanunların değil sembol ve işaretlerin yönettiğini söylemiş. Bunun sebebi bilgi alanlarının dalga formlarının durağan dalgaları. Ben olsam burada konfüçyüs'ün sözlerine şunları da ilave ederim. Aslında harf ve sözler de bilgi olup frekans aktardıkları için onlar da semboldür. Bu nedenle resmi iletişim ve metinler çok büyük dikkat sarf edilerek kelimelendirilir.
Gördüğümüz, dokunduğumuz ve hissettiğimiz her şey, aslında belirli bir frekansta titreşen enerjiden başka bir şey değildir. Bu durumu bir vantilatör pervanesine benzetebiliriz: Pervane dururken aradaki boşlukları görebiliriz, ancak hızlandığında, titreşim arttığında karşımızda aşılması imkansız, katı bir disk varmış gibi görünür. Madde dediğimiz olgu da tam tersi bir prensiple çalışır; enerji yoğunlaşır ve titreşimi duyularımızın algılayabileceği seviyeye kadar "yavaşlar". Eğer maddeyi aradan çıkarırsak, geriye sadece dalga boyları kalır. Bizim "madde" olarak tanımladığımız şey, aslında biyolojik alıcılarımızın kısıtlı kapasitesidir. Bu aralıkların dışında kalan devasa bir gerçeklik vardır. Maddenin yokluğu, aslında her şeyin saf bir potansiyel ve hareket olduğu anlamına gelir. Einstein dedi gibi; "Madde ile ilgili olarak hepimiz yanılmışız. Madde dediğimiz şey aslında duyularımız tarafından algılanabilmesi için titreşimi azaltılmış olan enerjidir. Madde yok sadece ışık ve ses var." Bu bakış açısı, dünyayı sadece tükettiğimiz bir "madde yığını" olarak görmekten bizi kurtarır; bizi evrensel bir senfoninin, sürekli parlayan bir ışığın parçası haline getirir. Madde bir son değil, enerjinin en yoğun halindeki şarkısıdır. Bizler, katı nesneler dünyasında yaşayan ruhsal varlıklar değil, titreşimi yavaşlatılmış ışığın ve sesin geçici birer formuyuz. Nikola Tesla; "Eğer evrenin gizemini bulmak istiyorsanız; enerji, frekans ve titreşim cinsinden düşünün." D.Ç.
Madde ile ilgili olarak hepimiz yanılmışız. Madde dedi bir şey aslında duyularımız tarafından algılanabilmesi için titreşimi azaltılmış olan enerjidir. Madde yok sadece ışık ve ses var. Einstein
Antik Yunan mitolojisinin en derin ve etkileyici figürlerinden biri olan Kronos, insanlığın varoluşundan beri süregelen en büyük gizemlerden birini; yani zamanı temsil eder. Elinde tuttuğu kum saatiyle tasvir edilen "Zamanın Babası" imgesi, sadece bir mitolojik öykü değil, aynı zamanda hayatın geçiciliğine dair evrensel bir hatırlatıcıdır. Zamanla bu figür; her şeyi başlatan, her şeyi besleyen ama sonunda her şeyi yok eden Zamanın Babası silüetine büründü. Kronos’un elindeki kum saati, zamanın durdurulamaz ve geri döndürülemez doğasını simgeler: Kum saati, doğum ve ölüm arasındaki o hassas dengeyi temsil eder. Üst taraf geleceği, dar boğaz "şimdi"yi, alt taraf ise geçmişi simgeler. Zamanın Babası ifadesi, zamanın hem bir yaratıcı hem de bir yıkıcı olduğu gerçeğine vurgu yapar. Kum taneleri tükenirken, Kronos bize elimizdeki en değerli sermayenin "an" olduğunu hatırlatır. Kronos’un kum saatine bakarken hissedilen o hafif ürperti, aslında hayata karşı duyulan saygının bir yansımasıdır. O, elindeki saatle bizlere sessizce şunu söyler: Zamanı durduramazsın ama onu nasıl değerlendireceğini seçebilirsin. Kısacası; Zaman, her şeyi yutan ama aynı zamanda her şeye şekil veren en ulu heykeltıraştır. D.Ç.