Güzel şeylerin sizi kucakladığı zamanlar da olur ya hani... Hislere karışan ve insana biraz aptalca gelen o acı; sizi tam da tatlılığın sardığı anda kötü hissetmenin acısı. Ve sonra, o anları hatırlasa- na, demenin sevinci; sevdiğimiz ama kafamızın içinde neden diye sorduğumuz o anlar; belki de onları paylaşmak istememizin tek sebebi, artık geride kaldıklarını bilmenin yazgısına karşı çıkmak içindir. Bu imkânsız dedim ben, hayır, mutlu anların en nihaye- tinde bu hale gelmesini, bizde bıraktıkları boşluğun onların yerini doldurmasını kabul edemeyiz. Ailecek hep beraber olduğumuz o anlardaki o samimi gülüşmeler, boş kafalar... her birimizin küçük kusurlarından bile bir keyif alıyorduk. Tüm bunları Jean'a yalnız ca benim kardeşim olduğu için söylemedim, bahçedeki duvarın üstünde baş başa oturuyor olduğumuz için de değildi; söyledim, çünkü böyle anlarda hiçbir şey söylememek zordur. O ise kendini içinde buluverdiği aptalca durumdan bahsetti sadece, bir oğlunu toprağa verdikten bir saat sonra hâlâ yaşamaya devam etmekten... Bunun içten içe burada olmayı, konuşmayı, susmayı engellediğini, konuşmanın da susmanın da aynı korkunçlukta olduğunu söyledi: çünkü havada ve bedenlerde şimdiden fazlasıyla çırpınan, devam eden, titreşen bütün bu hayat... hayatına devam eden bu sakin ha- yat ve yaşayan ve yaşayan... sikeyim!