Aslı Bozacı

Aslı Bozacı
@Aslibozi
7 okur puanı
Aralık 2022 tarihinde katıldı
varsın dünya hep kelimelerini incitmiş olsun, varsın o bir gün bu dünyanın şefkatli olabileceğine inandığı için ölmüş olsun. Ve o metal kutuya bir bir düşen rapti- yelerin sesini ve sanki kutsal ve muhteşem nesneler gibi yavaşça katlanan posterlerin sesini duyuyordum. Ve yine kendi kendime düşünüyordum: Luc, acaba ne derdin biz ikimizi bu halde görsen, hayaline biraz daha inanır mıydın, onu daha da bir gururla, parla- tarak söylerdin, bizi, hepimizi bir gün aynı kelimelerle görme ha- yalini, ah evet öyle derdin, keşke hepimizin kelimeleri aynı olsa ve o kelimeler bir gün aramızda tek bir bakış gibi dolaşsa.
Reklam
Annem gelmedi. Oraya Jean ve Marthe'la beraber, babamın küçük kamyonetiyle gittik. Paris yolu çok tuhaftı, bizzat yolun kendisi bir anda nasıl da duyguyla dolmuştu. Asfaltta bir ağırlık vardı ve Paris bir bilinmezlik yarası gibi açılıyordu önümüzde. Bizse, sessizliğin içinde, gerçek manada konuşmaktan aciz bir haldeydik. Yolu bul- mak için epey yardım alıyorduk, dizlerimin üstünde harita vardı Orléans kapısından geçeceğiz ve sonra Montparnasse'a gideceğiz diyordum, sonra umarım park yeri bulabiliriz ve sonra bilmem kaçıncı defa, evet diyordum, ev sahibi saat on birde bizi bekliyor. Yapılacak onca şey var diyordu Jean ve ev sahibine de zahmetleri için teşekkür etmek lazım, ölüm bildirimi, cenazenin nakli, bir an önce yapılması gereken bir sürü iş... ölüm sanki kendisine katlana- bilelim diye bize iş çıkarıyor diyordu. Bense etrafımızdaki Parisi izliyor ve bu bir bilinmezlik yarası diye düşünüyordum; sonra bu düşüncemi, yalnızca adını bildiğimiz bu şehri büyük bir yara ola rak düşünmemizi de aptalca buldum. O adın içinde Luc'ün adı 70 duvarlarda, pencerelerde daima Luc'ün adı vardı, buranın her yerinde ve bu titreşen dünyadaki hayatta ben hep Luc'ü görüyor- dum. Çok tuhaftı, sadece sokaktaki insanları izlemekle bile gözle rim doluyordu, söylemesi zor, işte orada, karşımda, onun sokağı defalarca gördüğü o sokak Ve şimdi onun bakışı benim gözlerim- de yaşıyor, benim bakışımda görüyor bütün bunları, onun bakışını meşgul etmiş bütün bu şeyleri, onun hayatının şeyleri olan bütün bu şeyleri Ev sahibi kibar bir adamdı, yukarı çıkardı bizi. Önden çikh o, merdivenlerde adımlarımız ahşabı çatırdatıyordu ve biz her yana bakıyorduk: merdivenlerdeki duvarkağıdına, eskimiş ve solmuş desenlere, yer yer yırtılmış kâğıda... Ve sonra sanki tanı- dık birine bakar gibiydik, bir süre
Luc annesiyle konuşurken de sesinde bir yorgunluk vardı. Yorgun sesi Marthe' in sesinden de uzaktaydı. Sesi, Marthen ona durmadan söylediği o tatlı sözlerden, tonundaki o yumuşak hklardan uzaklaşmıştı. Luc, hayatının teslim olduğu bu yorgunlu ğun içinde çok uzaklardaydı ve aptal ben, hep onun tembelliğini eleştiriyor, durmadan yorum yapıyor, kırılganlığı hakkında iğne leyici şeyler söylüyordum çünkü bu durum beni sinir ediyordu ve beni sinir eden şeyi kontrol etmeyi hiçbir zaman bilemedim. Ve işte, son iki gelişinde benim sinirimi de duymuyordu, kendi sessizliği ne çekilmişti; yorgun herhalde diyorduk. Oysa sondan bir önceki gelişinde konuşan oydu, bana dedi ki: Baba, anlarsın ya, iş yerin deki şu gürültüler, ara sıra insanın karnını buran o isimsiz şeyler. hani şu, adlarını koyamadığımız için bizi içten içe daha da kemi ren, adlarını koyamadığımız ve neden yalnızca bize çarptıklarını bilemediğimiz şu gürültüler... Ve sakinleştikten saatler sonra, sanki şans eseri tekrar gelivermişler gibi, kafanın içinde yankılanmaları, çarpışmaları... Evet dedim, anlıyorum. Ama o anlamadığımı gör dü, anlamadığımı ama onu kırmak istemediğim için öyle söylediği mi. Ona devamlı hiçbir şey anlamadığım, söylemek istediği şeyleri duymak istemediğim izlenimini vermekten çekindiğim için öyle söylediğimi gördü. Bunun yanlış olduğunu gördü. Vücudu ile şey ler arasındaki mesafeder, vücudu ile kendisi arasındaki mesafeden bahsettiğinde de anlamamıştım; yürürken bazen bir şeylerin ismini yüksek sesle söyleyesi geldiğini ve böylece bazen sokaktaki şeyle re sesiyle değdiğini söylediğinde de anlamamıştım. Onun içinden yükselen sesi duyulmak, başkalarının ortasında kendi haline terk edilmiş olmamak isteyen hayalin o yüksek sesini... Ve bakışlardan anlıyordu ki insanlar, kendi sessizlikleri içinde
Sayfa 50
Marthe'ın yanı başında olmak zorunda olması en nihayetinde belki Jean'a da iyi geliyordu. Ona koltuk değneği olurken, bir yandan da kendi acısını yaşama- mak için o da Marthe'a dayanıyordu. Bu sayede onunla meşgul oluyor, kendi acısını ona, onun bedenine yöneltiyordu ve böylece Marthe'ın bedeni onların acısının mekânı haline geliyordu; iki ki- şilik bir acı, ortak tek bir bedene, derinin üzerine, her geçen ayda daha da yayılıyor, titizlikle, özenle yerleşiyordu. Jean başlangıçta karısının yüzünde her gün kendi başarısızlıklarının izlerini (çünkü onların da başarısızlığıydı Luc'ün ölümü, öyle diyorlardı) görme- ye, her gün gerçeğin tekrarlandığını görmeye ve bazen o donuk gözlerdeki sert bakışa dayanamayacağını sanıyordu. Ama tam tersine, onu ayakta tutan buydu:
Güzel şeylerin sizi kucakladığı zamanlar da olur ya hani... Hislere karışan ve insana biraz aptalca gelen o acı; sizi tam da tatlılığın sardığı anda kötü hissetmenin acısı. Ve sonra, o anları hatırlasa- na, demenin sevinci; sevdiğimiz ama kafamızın içinde neden diye sorduğumuz o anlar; belki de onları paylaşmak istememizin tek sebebi, artık geride kaldıklarını bilmenin yazgısına karşı çıkmak içindir. Bu imkânsız dedim ben, hayır, mutlu anların en nihaye- tinde bu hale gelmesini, bizde bıraktıkları boşluğun onların yerini doldurmasını kabul edemeyiz. Ailecek hep beraber olduğumuz o anlardaki o samimi gülüşmeler, boş kafalar... her birimizin küçük kusurlarından bile bir keyif alıyorduk. Tüm bunları Jean'a yalnız ca benim kardeşim olduğu için söylemedim, bahçedeki duvarın üstünde baş başa oturuyor olduğumuz için de değildi; söyledim, çünkü böyle anlarda hiçbir şey söylememek zordur. O ise kendini içinde buluverdiği aptalca durumdan bahsetti sadece, bir oğlunu toprağa verdikten bir saat sonra hâlâ yaşamaya devam etmekten... Bunun içten içe burada olmayı, konuşmayı, susmayı engellediğini, konuşmanın da susmanın da aynı korkunçlukta olduğunu söyledi: çünkü havada ve bedenlerde şimdiden fazlasıyla çırpınan, devam eden, titreşen bütün bu hayat... hayatına devam eden bu sakin ha- yat ve yaşayan ve yaşayan... sikeyim!
Sayfa 12