Bin kelimeyle örülmüş kısa bir ömür sürdüm, ama dünyayı ilk gördüğümde kelimeleri saymaya başladığımdan beri, bildiğim her kelime gökyüzü gibiydi. Umutsuzluk, zorluk, üzüntü- senin de bildiğin kelimeler, hepsi binlerce farklı maviydi. Maviydi. Son kez gökyüzüne baktım. Masmavi ve göz kamaştırıcı.
“İkimiz de tek başımıza gayet iyiyiz. Kimseye muhtaç değiliz. Fakat insanlar, sanki yardımsız yaşayamazmışız gibi davranıyor. Annem iyi bir üniversiteye gidip insanlara başarılı olduğumu kanıtlamamı istiyor. Neden havalı bir hayat yaşayıp varlığımı ispatlamam gerektiğini anlamıyorum. Biliyor musun, ben sadece seyahat ederek yaşamak istiyorum. Kameramı alıp ayak basmadık tek bir toprak parçası kalmayana dek gezmek.”
“Kaçıyor musun? Hayır, kaçmıyorum. Öyleyse neden saklanıyorsun?”
“Daha az yorulmak için.”
“Bu kaçmak değil mi?”
“….”
“Buradan kaçsam başka bir yol mu var sanki? Kaçmakta ne sakınca var ki?”
“Ne?”
“Yoruldum, biraz dinleneyim. Bu yanlış mı? İlla her konuda tutkuyla mücadele mi etmeliyim? Neden? Başkaları öyle yapmıyor ki. Senin ‘normal’ dediğin insanlar yorulunca mola veriyor, zorlanınca geri çekiliyor. Ben de bildiğimi yapacağım. Çünkü çok sinirliyim.”