''Ömer b. Hattab (r.a) konuşuyordu: ''Ey insanlar, dinleyin ve boyun eğin.''
Selman-ı Farisi itiraz etti: ''Bugün seni ne dinleriz ne de boyun eğeriz.''
Ömer (r.a) kızmadı, bir halifeyle nasıl böyle konuşursun da demedi.
Sadece ''Niçin'' diye sordu.
Selman (r.a) cevap verdi: ''Şu giydiğin cübbenin nereden geldiğini açıklayıncaya kadar seni dinleyemeyiz. Bana da ganimetten diğer müslümanlar gibi bir parça kumaş düşmüştü. Sen ise, uzun boylu birisin, bir parçadan sana cübbe çıkmaz.''
Ömer (r.a) yine kızmadı: Halbuki Selman, O'nu müslümanların malını gaspetmekle suçluyordu sanki. Kalkıp da, ben yöneticiyim, istediğim gibi davranırım. Sen bunu benden soramazsın, demedi. Sadece; ''Oğlum Abdullah nerede?'' diye sordu. Abdullah ''Buyur ey müminlerin emiri'' dedi. ''Allah için söyle, şu giydiğim cübbe senin değil mi?'' Abdullah; ''Evet.'' deyip müslümanlara döndü ve; ''Babama da diğer müslümanlar gibi bir parça düşmüştü. Ona yetmeyeceği için bana düşeni de verdim. Ve giydiği cübbeyi dikti.''
Selman (r.a); ''O halde devam et. Şimdi dinler ve itaat ederiz.'' dedi.
Bu olay siyasi tarih alanında adaletin uygulanışında bir zirvedir. Ömer ve Selman her ikisi için de bir zirvedir.
Selman'ı sormaya, Ömer'i savunmaya iten aynı şey ilahi adaletin en güzel şekilde uygulanışı.
Selman'ın Arabistan'ın dışında biri olduğunu, Ömer'in de Halife'den öte Araplar arasındaki ve Kureyş'teki yerini düşünürsek, İslâm'ın kalpleri nasıl işlediğini, kalplerin Araplıkta, Acemlikte, sosyal, siyasi platformda değil Yaratan'a boyun eğmede nasıl buluştuğunu idrak ederiz.''
Örnek İslam Toplumu / Muhammed Kutub