Birçok kere ne muazzam bir egon var ki demişti bana, bu kadar acımasız olabiliyorsun kendine. Neden bu kadar yüksek standartlar koyuyorsun? Sen kendini ne zannediyorsun? Dünyanın etrafında döndüğü bok mu?
Yani değil miyim, dedim.
Sen yalnızca bir insansın, dedi. Yalnızca bir alkolik.
Bu kadar mı?
Bu kadarı yeter dedi.
Artık Dört-Beş-ve-Bir'in insanlarına ve sahip oldukları azıcık şeye gösterdikleri korkutucu özene dışarıdan bakmıyordum; artık sınırın ötesine geri dönme umudu çok küçük olan yerleşik bir vatandaş olmuştum; delilerin dünyasındayım ve bizi, kendini aklı başında diye adlandıran insanlardan ayıran, kilitli kapılar ve demir parmaklıklı pencerelerden daha fazlasıydı.
İçkiyi bırakıp AA toplantılarına gitmeye başladığımda bir sürü insandan içkiden uzak kalabilmenin çeşitli yollarını dinledim. Sonunda bunun belli bir kuralı olmadığını öğrendim, yani hayat gibi, önerilerin istediğiniz kadarını uygulayabilirsiniz.
Yıllar önce Vince Mahaffey adında yaşlı bir polis, birisi para verdiğinde ne yapmam gerektiğini söylemişti bana. "Al" demişti, "teşekkür et ve cebine koy. Başında şapkan varsa hafifçe selam da verebilirsin."