“Bize aşkı, doğru insanı tanımayı, ilişkileri sürdürebilmenin temel felsefesini kim anlatacak?…
Mevcut düzen ve şartlara öylesine alıştırıldık ki gerçek ihtiyaçlarımızın ne olduğunun farkında bile değiliz.”
Serkan Karaismailoğlu
Hayatında yeni bir şeye, mesela bir şarkıya başlar gibi, bir kahvaltı masasına oturur gibi, bir gazeteyi açıp okur gibi, bir televizyonun başında kumanda tuşuna basar gibi kolayca başlayabilme kabiliyetine sahip insanlara çok gıpta ediyorum. Ben her köşe başına geldiğimde, bir sonraki sokakta olması muhtemel şeyleri düşünüyorum; korku ve pişmanlığım gitgide azalıyor ve hemen oracıkta ölmeyi hayal ediyorum.
Hiçbir şeye başlamak kolay olmadı hayatımda. O günün sabahında da durum tam olarak böyleydi.
Bir kadın sabah erkeğe dönüşmüş olarak uyandığında ne olacaktı? Şayet aile ortamı antrenman sahası olmasa erkek çocuk hükmetmeyi, kız çocuksa boyun eğmeyi nereden öğrenecekti? Ya çocuk yurtları olsaydı? Ya evin erkeği temizlik ve mutfak işlerini paylaşsaydı? Ya masumiyet saygıdeğer olsaydı? Ya akıl ve duygu kol kola gitseydi? Ya vaizler ve gazeteler doğruyu söyleselerdi? Ya kimse kimsenin sahibi olmasaydı?