Uyuruz, düşler zehrini akıtır uykuya.
Uyanırız, bir düşünce haram eder günü.
Hisseder, anlar, düşünürüz; güleriz ya da ağlarız.
Sevgili acılarımıza sarılır ya da unuturuz gamı kederi;
Ne olsa fark etmez; çünkü dert de olsa neşe de,
Ayrılışın kapısı hep açık bekler.
Asla eş olamaz insanın dünü yarını;
Sonsuz değişimden başka bir hiçtir yaşamı!
… Tanrım! İnsanoğlu sanki neden vahşi doğadaki yaratıklardan daha üstün duyarlıklara sahip olmakla övünür, bunlar bizi daha aciz, dış etkenlere karşı daha hassas kılmıyor mu? Eğer güdülerimiz açlık, susuzluk ve arzuyla sınırlı olsaydı hemen hemen özgür varlıklar olurduk; oysa şimdi, esen her rüzgârla savruluyor, gelişigüzel bir sözle ya da o sözün hayâlimizde uyandırdığı görüntüyle sarsılıyoruz.