Duy beni ey rüzgar. Ulaştır sesimi topyekun zamana ve mekana. Yoksa ben duyuracağım en gür sesimle, bütün minarelerden ezanlar okuyacağım. Duası mahmud'um olacak ezanların. Onun sevgisini katacağım annelerin sütüne, bebekler onun ismiyle ritm edecek ninnilerini. Onu resmedecek inen yağmur taneleri ve çiçekler onun gibi gülümseyecek artık.
Kitaplığımda duran ramazan münasebetiyle bir solukta alıp içinde hakiki aşkı bulduğum bir kitap. Her dinlediğimde beni galayana getiren samimiyetiyle beni kendisine hayran bırakan üstadım aynı şeyi yaptı gene. İçimdeki bazı bazı unuttuğum duyguları Günyüzüne çıkardı, asıl maksadımı hatırlattı. Üretimden çok tüketime manadan çok maddeye odaklı şu dünyada bana asıl gayemin ne olduğunu anımsattı tekrar.
"vefa hatırlamak değil bilakis unutmamaktır" derdi hep. Vefasızlığımı yüzüme yüzüme vurdu.
"Canlar cananı buldum, bu canım yağma olsun,
Assı ziyadan geçtim, dükkanım yağma olsun"
Dusturuyla yazmış ustad. Tabiri caizse her dizesinden canlar canına olan özlemini en güzel şekilde kelimelere döküvermiş.
Kah vuslatı kah ölümü kah bir Mecnun gibi Leylasını aramış ve habibinden ayrı şu fani dünyanın dayanılmazlığı karşısında takat vermesi için Mevlanın kapısını çalmış;
"Güç ver Allahım,
Baharı özledik, yağmuru gönder,
Gülşeni özledik, bağbanı gönder,
Biz garip kulların bitkin ve yetim,
Kapının hadimiyiz, bize güç ver."
Ne mutlu bu kapının hadimi olanlara
Ne mutlu baharı özleyenlere
Hani diyor ya şair
"göğe, çarkı feleğe Süreyya'ya yıldızlara kainata sığmayıp, bir garibin kalbine giren.
Duy sesimi!
İşte bu benim.
İşte bu ben!"