Dorian'ın içinde, ihtiyaçları olan müthiş çıkış yollarını er geç bulacak olan tutkular, kötülüklerinin gölgesini gerçeğe dönüştürecek olan düşler yatıyordu.
Basil'in ona beslediği aşkta çünkü gerçekten aşktı bu asil ve ruhsal ol mayan hiçbir şey yoktu. Güzellige karşı duyulan salt fiziksel hayranlık değildi bu. Böyle bir hayranlık duyulardan doğar ve duyular yorulduğu zaman da ölür. Yok, bu Michelangelo'nun tatmış olduğu türden bir aşktı, Montaigne'in, Winckelmann'ın, bizzat Shakespeare'in tatmış olduğu türden.
Solucan ve kurtlar yerdeki ölü için neyse, Dorian'in günahları da tuval üstündeki boyalı imge için aynı şey olacaktı. Günahlar bu imgenin güzelliğini bozacak, inceliğini kemirecekti. Kirleteceklerdi bu imgeyi edepsiz bir şeye dönüştüreceklerdi. Ama portre hala yaşamını sürdürecekti. Her zaman canlı kalacaktı