“Kim devlet işlerine el atıp yön vermeye kalkarsa, o günden itibaren kendisi için değil, halk için yaşar ve kamu çıkarlarını düşünür. Çıkartmak ve yürütmekten sorumlu olduğu yasaların öngördüğünden bir karış öteye geçemez. En alt düzeydeki memurundan en üst düzey devlet görevlisine kadar resmî
kadronun katıksız dürüstlüğünden tamamen mesuldür. Bütün bakışlar ona yönelmiştir; ister sevecen bir yıldız olup kusursuz işleriyle dünyaya saadet ve selamet bahşeder; isterse felaket yüklenmiş tekinsiz bir kuyruklu yıldız gibi dünyaya çarpıp ortalığı tarumar eyler.
Hayat da tiyatro oyununa benzer bir şeydir, maskesi düşene kadar herkes bu oyunu sürdürür. Hayattır nitekim insanlara olduklarından farklı roller biçen: Az önce morlar kuşanmış bir krala bir bakarsınız paçavralar içinde bir köle oluvermiş.
Eğer birisi sevdiklerinin hatalarını görmezden gelip de onlar hata üstüne hata yaparken iki gözünü de sımsıkı kapatır, âdeta rüyada gibi anlamsız konuşur ve cehaleti gerçek mucize yerine koyarsa, sizce bu davranışlar budalalığın sınırlarını zorlamaz mı?