''Yani
bir ayrılık sonrası suçlamaları
iade edilen buz tutmuş armağanlar
iade edilen öpüşmeler, sevişmeler
çok özlediğiniz birinin ölümünü duymak gibi aniden
çekip giden bir sevgili
çekip giden bir düş
çekip giden bir sıfır.''
''Ah ulan tanrı! sensin bu isyanın nedeni!
sen davranıp sökmeden yerinden
bak ne diyorum, sen davranıp sökmeden yerinden
ben kopartıp kendim fırlatıyorum sana taş yerine
yeryüzünden
bu lüzumsuz kellemi!''
Öncelikle roman eserlerin veya olay örgülü yapıtlardan uzaklaşan şahsım. Stefan Zweıg' in -Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu-, ilk sayfasından son sayfasına kadar kitap severlere, pskolojik edası ile kalemi izaya getirerek, tanınmayan bir yüzde sırt çevirmeden, soluyor sancılarında hasretin nefesini.
Posta kutusunun içerisinde eline geçen bir zarf, isim ve adres yok. Satırları okumaya başladığında hatırlamakta zorlanacağın ve hatırladıkça kanayan, vazgeçilmeyen kendinle yüzleşeceksin ve acılar içinde gizli sevdan aynanın karşısında yaralarını kusacak yüzüne. Doğarken çoğalan beyaz güllerle teker teker azalarak anımsanacak.
Kitap severlerin sayfalarını soluksuz çevireceği başyapıt.