Y emen kahramanları ne yapıyor? Onlarla sulh vaktinden beri temas et m edik. Ara sıra Neccablar, uzak yer l erden köy lere, unutulmuş adamların sıhhat mektubunu getirir gibi, on lardan bize haber getiriyordu. Yemen'de harp edenler belki biz im bugünkü cephemizden, harplerimizden bile haberdar değildir.
Yemen'in, hiç bilmiyorum, belki güneşi Şeria güneşin den daha sıcak, çölleri Hicaz çöllerinden daha ku r u , daha nihayetsizdir. Fakat bunun ne ehemmiyeti var? Her tara f t a bir neslin kahramanları var, kahramanlar için iklimler, düşman lar, denizler ve karalar birdir.
Dolaşan nöbetçilerimizden biri bir gece arkasını dönüp duran bir İngiliz nöbet nef e ri görmüştü. Kendi kendine şu iki hali düşündü: Bunu tüf e kle vursa bütün İngiliz siperinin ve Türk siperinin kurşunları bu şüpheli sesin üstüne yağacaktı, süngüyle vurup öldürse, diri bir esire va 'dolunan beş altından beyhude mahrum kalacaktı. Aklına garip bir çare geldi: Kim bilir nerede giydiği çorabını ayağından çıkarıp sol avucuna giz ledi ve evvela ensesine bir yumruk vurup şaşırttıktan sonra erin ağzına bu bezi soktu.
Esir ayıldıktan sonra şöyle diyormuş:
- Evvela bir yumruk vurdu sersemledim, sonra ağzıma bilmediğim bir zehir tıktı, işte bu zehirle bayıldım ...
Ganimetler arasında nefis diş macunlarını bulup iştiha ile yiyen nef e rler var. Bu naneli ve lezzetli şeyden o kadar hoş lanıyordu ki, gümüş paraya bile satmıyorlar.
Bir alay kumandanı daha garip bir hadiseye tesadüf et mişti, bir akşam kıtalannı İngiliz siperlerine taarruza gönder di, sabahleyin alayını tanımak mümkün değildi. Çünkü hepsi siperdeki askerleri soyup esvaplarını giyinmişlerdi. İngiliz bi çimi ceketler, sıcak iklimler için yapılmış kısa pantalon, Ana dolu askerinin üstünde o kadar tuhaf duruyordu ki, kendileri bile gülüyorlar. Fakat çokları kısa pantalonları sevmediler, ki mi don yerine, kimi paçavra yerine kullandı