Atalanta

Halbuki harple uğraşan 11 inci bölük siperinin zavallı as­ kerleri, bu felaketten haberdar değildiler. Bir an, bir küçükte­ sadüf, bomba siperin hemen önünde yumuşak toprak üstüne düştü. Ve yalnız toz kalk t ı. Esasen havada müvazenesi bozul­ duğu için yan düşmüş, tapası sağlam kalmış, bu mehabetli Ia­ ğam ateş almamıştı. Yakayı gören bir nef e r, siperinden fı rlayıp sapından tut­ tuğu tehlikeli bombayı omuzuna aldı ve İngilizlerin bir sani­ ye kesilmeyen ateşi altında siperler üz erinden atlayarak kes­ tirme bir yoldan bataryanın yanına geldi. Bu sef e r bomba ha­ kiki hedefini buldu. Tarih böyle kahramanların isimlerini yazmaz, fa kat İkin­ ci Gazze muharebesinin son gününü görenler on birinci bölü­ ğün ismini unutamazlar. Nasıl ki kaç bin Türkün kan ve ke­ miği üzerinde birleşen bu cephe büsbütün yerinden kımılda­ yıp Filistin'e ric'at edinceye kadar birçok kıta aynı siperi iş­ gal etti. Fakat hepsi siperi, on birinci bölük siperi ve küçükte­ peyi, bomba tepesi diye andılar. İran, 1333 (1917)
Reklam
Gazze muharebelerinde Kudüs' e dönen yaralıları ziya­ret ederken, bir arkadaşım, neferlerden birine demişti ki: - Nasıl, yine gelirler mi dersin? - Gelemezler efendi... Bizim alayı gördüler. Neferin bu sözüyle anlatmak istediği şey, alayın Çanak­kale'de bulunmuş olmasıdır.
Her şeyi kolay düşünüp ferahlamakla beraber, gene her bıraktığımız ölü için ümitsiz bir keder duyuyorum. İnsan kum üstünde şehit bırakmaya dayanamıyor, çünkü ne mezarı, ne izi kalıyor. Bir denizde bile insan bu kadar kaybolabilir.
Buradaki temmuz dünyanın bütün temmuzlarından sı­ caktı. Kıtalar, ağır, yorgun, hasta yürüdü. İnsanların niçin sa­ bırdan bir peygamber yarattıklarını bu çölde anlıyorum. Dün kıtasından geri kalmış bir ere rasgeldim. Ağırlığı on def a daha ağır, esvabından, kundurasından, atından başka üs­ tünde ne varsa hepsinden şikayetçi idi. Geçerken bana döndü: - Bir su doldur hemşeri ... Temiz bir bardak içinde berrak bir su verdim, birkaç bar­ dak içti. Dudaklarının kenarından sızan su, kaç gündür çenesinde biriken tozu ince çizgileriyle yarıyor ve çamur hatları vücuda getiriyordu. Uzun bıyıklarından ve uzamış sakalından akan su­ ları avuciyle silerek: - Canına değsin, burası Kerbeli i ... dedi.
Sakarya'ya yaklaşıyoruz. Bir millet olarak kalmak için harp etmek ve muzaf f er olmak lazımdır. Tam o zaman da ma­ liye durmuştur. llim, ihtisas ve tecrübe, Mustaf a Kemal' e hük­ münü söylüyor: - Hazine'de para kalmamıştır, bulmak ihtimali de yokt u r. İlim, ihtisas, tecrübe ... Büyük kelimeler, büyük ve kor­ kunç! Verdiği kararda şu: Türk milleti istiklalini ödeyemez! Aylık vermek için harbi bırakmak lazımdı. Mustaf a Kemal'in karan bu değildi. Vatan ve istiklali i­ di. Ve en iyi kanunu arayıp buldu: "Milletin nesi var, nesi yok­ sa yüzde kırkını vatan savunması için verecektir." Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan ... hepsini böyle ödedik. Mustaf a Kemal, Büyük Harp' e girmek aleyhinde idi: Ka­ f a ve sanat adamı olduğu için! Mustaf a Kemal Kurtuluş Harbi'ni bırakmak fikrinde as­ la bulunmadı: Vatan adamı olduğu için! İşte size bütün kitabın özü: ilim ve vatan adamı olunuz. Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir
Reklam