Atalanta

Hülegü Izzeddin Keykâvus’un öldürül­mesi için yarlığ verdi. Bunun üzerine Kılıç Arslan, Pervane ve Moğol askerinin başında olarak da Alıncak Konya'ya yöneldiler. Bunu haber alan Keykâvus sür’atle Antalya'dan Konya'ya geldi ve veziri Fahreddin Ali’yi durumu anlamak için Aksaray'a, varmış olan kar­deşinin yanına gönderdi. Ne gibi meziyetler ile bu yüksek mevkie ulaştığı iyice anlaşılmayan, fakat duruma uymasını gayet iyi bildiği anlaşılan Fahreddin Ali, kendisine yapılan Kılıç Arslan’ın veziri olması teklifini kabul etti veya etmek mecburiyetinde kaldı. Bunu duyan Keykâvus yine ızdırab içinde Antalya'nın yolunu tuttu. Kılıç Arslan Konya'ya gelip tahta oturdu. Fakat Keykâvus henüz ümidini kaybetmemişti. Sâdık kumandanı Ali Bahadır Sivri Hisar'da mühim bir kuvvet hazırlamıştı. Fakat Ali Bahadır Alıncak'a yenilerek uç bölgesine kaçtı. Bunun üzerine îzzeddin Keykâvus İstanbul'a, gidip Bizans imparatoruna sığınmaktan başka çare görmedi (660-1262). Bununla beraber hâlâ Keykâvus her sınıf halk tarafından tutuluyordu. Bunun sebebi onun, karde­şinin aksine Moğollar'a karşı elinden gelen direnmeyi göstermesi idi. Kendisi İstanbul'da iken verdiği emir üzerine Ali Bahadır ve Câmedar Uğurlu, yeniden mühim bir kuvvet toplayarak Konya önlerine kadar geldiler. Fakat şehrin batısındaki Altın Aba kervan­sarayı' nın yanında yapılan bir savaşta sultan Kılıç Arslan ve asıl iktidarı elinde tutan Pervane, yine Moğollar'ın yardımı ile galip geldiler.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hülegü’nün komutanı Baycu’yu öldürmesinin, başlıca kıskançlıktan ve malına göz dikmekten ileri geldiği muhakkaktır. Artık llhanlılar’ın kılıcı, anî tehevvür, dedikodu, iftira ve ehemmiyetsiz bir kusur üzerine noyanlar üzerinde işlemeye başlamış ve az bir zaman içinde Moğol asilzâdesinin en seçkin aileleri yok olup gitmişlerdir. Bununla beraber bu mesele üzerinde kabahati yalnız hanlara yüklemek, şüphesiz, doğru değildir. Çünkü noyanlar da kendi mutluluklarını, meslekdaşlarının felâketlerinde buluyorlardı. Şunu da yeri gelmişken kayd edelim ki, Moğollar, yabancılara yaptık­ ları sertlik, huşunet, gaddarlık ve vefasızlığı bir kelime ile bütün davranışları, kendi kavimdaşlarına da göstermekte idiler. Moğollar’ın savaşlarda ibraz ettikleri cesaret ve sebat, bir yandan da kumandanları tarafından öldürülmek korkusundan ileri geliyordu, tıpkı Moğollar’ın hizmetinde kullanılan yabancı askerlerin efendilerinin korkusundan, yiğitçe döğüşmek mecburiyetinde kaldıkları gibi... Tabiî Moğol kumandanları da hanlar karşısında aynı durumda idiler. Değil ise Moğollar, göğüs göğüse savaşlarda pek iş göremiyorlar, uzaktan ok atarak ve gayet ustalıkla uygu­ladıkları birkaç savaş usulü ile başarı elde ediyorlardı.
Selçuklu hükümdarı ile ancak Denizli dolaylarında temas sağlayabilen Bisu’utay, dedesi moğol Baycu’yu kastederek "atan seni çağırıyor” demişti. Bu ifade Baycu’nun Selçuklu hükümdarlarını doğrudan doğruya kendi tâbiî saydığını gösteriyor.
Hülagü'nün anadolu ve Bağdat komutanı Baycu’yu öldürmesinden sonra Anadolu’daki Moğol kuvvetlerinin başına Alıncak Noyan getirilmişti. Bunun başlıca görevlerinden biri de sultan Rükneddin Kılıç Arslan’ı ağabeyisi îzzeddin Keykâvus’a karşı koıumak ve ona ait yerlerde dirlik ve düzenliği sağlamak idi.
Keykâvus, mevkiini muhafaza edebilmek için, Bağdad'ı da zapt eden Hülegü’nün katına gitmenin zarurî olduğunu anlayarak 656 Şabanında (1258 Ağustos) Merağa'ya geldi. Baycu ile savaştığı için Hülegü’den çok çekinen Selçuklu hükümdarı, kendisini affet­tirmek maksadiyle, Hülegü’ye takdim ettiği bir çizmenin tabanına resmini yaptırmıştı. Hülegü görülmemiş olan bu zelilce hareket karşısında merhamete geldi. Ilhan'ın baş hatunu Dokuz Hatun’un da ricasiyle onu affetti ve Mengü Kağan’dan gelen yarlığı-belki de Pervane’nin entrikaları neticesinde - tatbik etmeyi uygun görerek ülkeyi iki kardeş arasında taksim etti. Buna göre, Sivas suyunun (Kızıl Irmak) batısındaki bölgeler Keykâvus’un idaresinde, doğusunda kalan yerler de Kılıç Arslan’ın hâkimiyetinde olacaktı. Ayrıca her iki sultana İlhanlık hâzinesinden borç para da verildi. Yıllık vergi ise yirmi tümen nakitten gayrı, beş yüz kıymetli kumaş, üç bin parça altın işlemeli diğer bir cins kumaş, beş yüz iğdiş at, beş yüz katır olarak tespit edilmişti. İşte bu esnada (656 =1258 Bağdad fethinden sonra) Hülegü Baycu Noyan’ı öldürttü. Reşidud-Din’e göre Hülegü, Bağdad kuşatmasında iyi hizmetler görmekle beraber, “Rum ülkesini ben il kıldım” diye öğünmesine kızarak Baycu’yu yasaya çarptırmış (öldürmüş) ve malının yarısına el koymuştur. Fakat aynı, müellif Baycu’nun hangi yılda öldürüldüğünü bildirmez.