Atalanta

Emin bir kaynak (Baybarsu’l-Mansurî), Emir Ahur Arslan Doğmuş’un, savaş günü Keyhusrev’in karısına tecavüz ettiğini haber alınca kızarak Baycu ile anlaştığını yazar ki (O. Turan Türkiye Selçukluları hakkında resmî vesikalar, T. T. K., Ankara, 1958, s. 57), Keykâvus’un, ne kadar ahlâkî zaaf içerisinde olursa olsun böyle na­zik bir zamanda bu harekete tevessül ettiğine inanmak güçtür. Diğer taraftan Key­ kâvus’un ordusunun hareket günü Yavtaş ve Arslan Doğmuş ile gizli bir görüş­me yaparak onlara iltifatlarda bulunduğunu ve orduya, vezirin değil her ikisinin kumanda edeceklerini söylediğini biliyoruz (tbn Bîbî, s. 620).
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"büyük kumandanlardan bir kısmının veya çoğunun gayret göstermeyerek ordusunun Konya Aksaray arasındaki Sultan Han’ı yakınında ağır bir şekilde bozguna uğramasına sebep oldu." Baycu fena bir niyetle gelmediğini, isteğinin kendisine yaylak ve kışlak gösterilmesinden ibaret olduğunu bildir­mişti. Yukarıda da söylenildiği gibi, Baycu’nun sözleri doğru idi. Ancak Baycu ve askerleri aileleri, göçgünleri ve hayvanları ile Tür­kiye'de, daimî olarak oturmak üzere geliyorlardı. Türkiye Moğol İmparatorluğuna tâbi bir devlet olmakla beraber, ülke ilk defa olarak mühim bir Moğol kuvvetinin işgaline uğruyor ve Moğullar’ın daimî oturma yerlerinden biri durumuna giriyordu. Diğer taraftan bu aske­rin masrafını karşılamak ve Moğol beğlerinin sonu gelmez istekle­rine katlanmak da çok güçtü. Bu sebeble, haklı olarak, Baycu ile 13 yıl sonra yeniden savaşmaya karar verildi. Konya ovasında kalabalık bir asker toplandı ki, bunun mühim bir kısmını göçebe Türk unsuru, yanı Türkmenler teşkil ediyordu. Orduya Beğlerbeği Yavtaş kumanda ediyor, yanında Emîr ahur Arslan Doğmuş ve diğer kumandan­lar bulunuyordu. Hamiyetli vezir Kadı Izzeddin de orduda idi. Sultan ise ordunun başında bulunmaya cesaret edemeyerek Konya'da kalmıştı. Gerek bu husus gerekse büyük kumandanlardan bir kısmının veya çoğunun gayret göstermeyerek ordusunun Konya Aksaray arasındaki Sultan Han’ı yakınında ağır bir şekilde bozguna uğramasına sebep oldu (23 Ramazan 654= 14 Ekim 1256).
Memlükler'in Türk ordusuyla Moğollar' ilk hezimeti yaşaması
Memlûkler, Moğollar'ı 1260 ta Filistin toprağında Ayn Câlut'da, o zamana kadar görmedikleri müthiş bir yenilgiye uğrattılar. Büyük oranda Türkten oluşan ordu Moğol ilerleyişini durdurdu. Bizzat Moğollar arasında bile, kendileri­nin yenilmez bir kuvvet oldukları hakkında şüpheler uyandı. Hülegü yenilginin öcünü almak için harekete geçmediği gibi, Müslüman olan Gazan Han’a kadar halefleri de Memlûkler’e karşı bizzat sefere çıkmadılar. Ayn Câlut zaferi aynı zamanda Memlûkler’e Fırat'a, kadar Suriye'yi de kazandırmıştı. Yine bu zafer sebebi ile Memlûkler'e Irak ve Ana­dolu'dan kalabalık sayıda Türkler gelerek onların askerî güçlerini artırdılar.
Celaleddin'in Hülegünün yanından kaçması ve Hülagünün üzüntüsü
Halîfenin Türk hassa ordusunun bir kısmı Memlükler'e sığındığı gibi, bir kısmı da, halîfe’nin büyük kumandanlarından Devatdar Küçük’ün oğlu Celâleddin ile birlikte Moğollar tarafından hizmete alındı. Celâleddin, Hülegü’nün derin sevgisini kazanmıştı. Buna rağmen Moğollar ile birlikte yaşamaktan hoşlanmamış ve Irak bölgesinden topladığı Kıpçak Türkleri ile birlikte Mısır'a kaçmış ve bu Hülegü’yü pek müteessir etmişti.
Hülagü'nün Bağdat fethi ve Süleyman Şahı idamı
Bâtınilerin hizmetinde bulunmuş bir şî’î âlim, Nâsıru’d-Din-i Tûsî, Hülegü’nün tereddüdünü giderdi ve Bağdad sıkı bir kuşatmadan sonra zapt edildi ve her yerde yapılan mutad kıyım yani katliâm burada da gereği gibi icra edildi. Bu arada halîfeyi boyun eğmemeğe teşvik ve şehri şiddetle müdafaa etmiş olan Türk kumandanlarının da hayatlarına son verildi ki, bunlar arasında bizim Oğuz Yıva boyu beği ve Hemedan ve Kürdistan bölgesi hâkimi Berçem oğullarından Süleyman Şah da vardı.