Ben sendeyim, sen bendesin. Bizler dünyadayız ve dünya içimizde. Hepimiz biriz. Eğer dünyaya zarar verirsen, insan veya hayvanlara kötülük yaparsan kendine zarar vermiş, kendini mahvetmiş olursun.
Herkes akıllı, herkes bilge, herkes her şeyi biliyor. 'Neden böyle berbat bir halde yaşıyorsunuz? Neden hayatın yaratıcıları, sanatçıları olmak istemiyorsunuz?' diye sorulduğunda herkes tecrübesiz çocuklar gibi davranıyor.
Herkes hayatın zorluğu, eziyeti ve düzensizliğinden yakınıyor. Ve kimse hayatı inşa etmek, onu daha iyi hale getirmek için çaba sarfetmek istemiyor. Sanki bizler hayatı kenardan izleyenlermişiz ve her birimiz, herkesin ve her şeyin yargıcın yapılmışız gibi. Herkes büyük işler, yüce karakterler, büyük mutluluklar istiyor ve arzuluyor ama çok az insan kendisini ve hayatı etrafındaki bayağılıklar, aşağılıklar ve aptallıklardan bir milim dahi olsa arındırmayı düşünüyor.
Eğer yüz binlerce çocuk hayata ezik ve küçük insanlar olarak atılırsa, hangi meclis olursa olsun, hayatımız acınası, sefil ve zavallı olur. Devlet adamlarımız ihmalkar, bakanlarımızda siyasi yalancılar olur. Millet vekillerimiz halk adına spekülasyon yapan kişiler olarak kalır. Okullar, yeni neslin yüreğini ve dimağını kurutmaya yarayan yerler olarak kalır. Basın ise güzelliğini pazarlayarak yaşamını idame ettiren bir sokak güzeline benzer.
Işte insanlar kendini böyle kandırıyor. Uydurma hikayelerle dolu romanları okuyarak günler, aylar, yıllar geçiriyorlar. Bir işle uğraştıklarını zannediyorlar. Halkın zekası uyuyor, cehalet gittikçe büyüyor. Halkta fakirlik ve kabalık baş gösteriyor. Ülke sürekli olarak fakirleşiyor. Halk gittikçe ahlaki, düşünsel ve ekonomik bir iflasa yaklaşıyor. Bir şeyler öğreten, ülkenin yardım beklemeye hakkı olduğu o insanlar nerede? Sürükleyici ve aptal şeyler okuyarak akıllarını uyuşturuyorlar.