Evrenin 6 ile 12 bin yaşında değil, 8 ila 15 milyar yaşında olduğunu keşfetmemiz onun büyüklüğünü ve ihtişamını daha iyi idrak etmemizi sağlıyor; ilahi bir soluktan ziyade belirli bir düzene göre dizilmiş atomlardan oluştuğu kavramını benimsememiz, en azından atomlara karşı duyduğumuz ilgiyi arttırıyor; Samanyolu galaksisinde gezegenimiz gibi milyarlarca diğer dünyanın var olabileceğinin olasılık dahilinde olduğunu ve galaksimizin evrende yer alan milyarlarca galaksiden biri olduğunu keşfetmemiz, olasılıklar arenasının sınırlarını muazzam düzeyde genişletiyor; insansı maymunlarla aynı atalara sahip olduğumuzu öğrenmek diğer canlılarla aramızda bir bağ oluşturuyor ve insan doğasına ilişkin önemli -ve bazen üzücü- tespitler yapmamızı mümkün kılıyor.
Bence ne kadar tatmin edici ve rahatlatıcı olsalar da inatla yanılgılara inanmakta diretmeyip, Evreni olduğu gibi anlayarak kabullenmek çok daha iyidir.
Cehalet kimlerin çıkarına hizmet eder? Eğer insanlar yabancılara karşı kalıtımsal olarak nefret duyuyorsa, kendilerini daha iyi tanımaları bu sorunun tek çözümü olmaz mıydı?
Belki de tanrıların Dünya'yı ziyaret ettiğini düşündüğümüzde, tanrılara ilişkin sanrılar görüyoruzdur; incibus (Kadınları baştan çıkaran iblis) ve sucubbus (Erkekleri baştan çıkaran iblis) kavramlarına aşina olduğumuzda sanrılarımızın konusu onlar oluyordur; perilerin varlığının yaygın bir şekilde kabul gördüğü dönemde perileri, ruhlara inanılan çağlarda ruhları görüyoruzdur ve eski efsaneleri unutmaya başlayıp uzaylıların var olabileceğini düşündüğümüzde, hipnogojik görüntülerimiz onlara odaklanıyordur.
Washington Üniversitesi'ne bağlı psikolog Elizabeth Loftus hipnotize edilmemiş deneklerin de kolayca görmedikleri bir şeyi gördüklerine inandırılabileceklerini keşfetti. Benzer bir deney yaparak, deneklere bir araba kazasının videosunu izletti. İzledikleri video hakkında sorular sorarken, deneklere onlar farkına varmadan yanlış bilgiler verdi. Örneğin, videoda bir trafik lambası olmamasına rağmen, konuşurken trafik lambasına gelişigüzel atıfta bulundu.
Bunun ardından birçok denek videoda bir trafik lambası gördüklerini hatırladıklarını düşünmeye başladı. Deneylere yanıltıldıkları açıklandığında, bazıları trafik lambasını çok net bir şekilde hatırladıklarını vurgulayarak araştırmacılara hararetli bir şekilde karşı çıktı. Video izletilen deneklere yanlış bilgilerin verilmesi ne kadar ertelenirse, o kadar fazla deneğin anılarının değiştirilmesine izin verdiği görüldü. Loftus'a göre, "Bir olaya ilişkin anılarımız saf bilgi paketlerinden ziyade, sürekli olarak güncellenen hikayelere benzer."