Bilim hem maneviyatla uyum içindedir hem da maneviyatın önemli bir kaynağıdır. Işık yıllarıyla ifade edilen engin mesafelerin ve akıp geçen çağların içindeki yerimizi bulduğumuzda, yaşamın ne kadar karmaşık, güzel ve incelikli olduğunu idrak ettiğimizde, içimizde kabaran o duygu, yani coşkuyla tevazunun karışımı, kesinlikle ruhani bir duygudur. Aynı şekilde, olağanüstü sanat eserleriyle, müzikle, edebi eserlerle veya Mohandas Gandihi'nin veya Martin Luther Jr. gibi insanların sergiledikleri özverili cesaret örnekleriyle karşı karşıya geldiğimizde de ruhani duygular hissederiz. Bilimle maneviyatın birbirini dışladıklarını düşünmek her ikisine de haksızlık etmek olur.
İnsanlar mutlak doğruluğa erişmeye hasret duyabilir; bunu elde etmeyi arzulayabilir; bazı dinlere mensup olan insanlar gibi doğruyu bildiklerini iddia edebilir. Ancak bilim tarihi -şu ana dek insanların erişebildiği, açık ara farkla en başarılı bilgi birikimi- bize hatalarımızdan ders çıkarmamız gerektiğini, mutlak doğruluğun bizi neredeyse her seferinde aldatacağını ve Evren'i her zaman asimptotik bir bakış açısıyla değerlendirip, anlayışımızı sürekli olarak geliştirmekten fazlasını umamayacağımızı öğretir.
Bilim, içinde yaşadığımız dünyayı anlamak, etrafımızda olup bitenleri kontrol altına almak ve kendimizi tanıyarak daha güvenli bir yol çizmek için sarf ettiğimiz, büyük oranda başarıya ulaşmış bir teşebbüstür.