Ares ares

Ares ares
@Ates8
Bilim, kendimizi ve başkalarını kandırmamanın en gerçek yoludur.
Onlar benim de hafiye olduğuma inanıyorlar. İşlerini yürütmeyi beceremedikleri için başkalarını casuslukla itham etmek kolaylarına geliyor.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Doğrusunu söyleyeyim, buraya gelmeye hazırlanırken, ilkin susmaya karar vermiştim. Ama susmak bir büyük deha işidir. Sonra susmak tehlikelidir de, iyisi mi, dedim, durmadan konuşurum, mademki becerikli bir adam değilim, boyuna, boyuna konuşurum, her şeyi açıklamaya kalkarım, sonunda kendi söylediğimi kendim baltalarım, ta ki karşımdaki illallah diyerek lafın gerisini beklemeden omuz silkip yahut daha iyisi hırsından tükürüp gitsin… Bu konuşmadan üç türlü fayda temin edersiniz: birincisi herkes saf yürekli olduğunuza inanır; ikincisi bıkkınlık verirsiniz, üçüncüsü anlaşılamazsınız. Bir çırpıda üç istifade. Bütün bunlardan sonra, senin bir takım gizli tasarılar peşinde koştuğuna kim inanır? Şöyle şöyle niyetler besliyor bu adam diye ayak diresen, karşındaki senin kendisiyle alay ettiğine şüphe eder. Sonra ben bazen onları güldürürüm; buna değer biçilmez. O zaman her şeyimi affediyorlar; çünkü ötede büyük lâflar eden sözüm ona akıllı adamın kendilerinden daha sersem olduğu meydana çıkıverir. Doğru değil mi?
Ama böyle bir varsayım yaptığı­mızda kişisel öğelerin ne olursa olsun tarihte hiçbir önemi olmadığını, her şeyin genel nedenlerin işleyişi­ne, tarihsel ilerlemenin genel yasalarına indirgenebi­leceğini kabul etmemiz gerekir. Bu da, karşıt anlayı­şın taşıdığı, gerçeğe en küçük bir pay bile bırakma­yan aşırı bir uca gitmek olacaktır.
Demek ki, önder insanların kişisel özellikleri, ta­rihsel olayların tikel yanlarını belirler ve yukarıda işaret ettiğimiz anlamda rastlantı öğesi de bu olayların akışı sırasında her zaman belli bir rol oynar. Tarihsel olayların yönelimini son çözümlemede belirleyen ise, genel nedenler denilen, üretici güçlerin gelişimi ile toplumsal - ekonomik üretim süreci içinde insanlar ara­sında kurulan karşılıklı ilişkilerdir. Rastlantısal olgu­lar ve ünlü kişilerin kişisel özellikleri, altta derinlerde yatan genel nedenlere göre çok daha göze çarpıcı­dır. XVIII. yüzyıl bu genel nedenler üzerinde pek az düşünüyor, tarihin, tarihsel kişiliklerin bilinçli eylem­leri ve "tutkular''ı ile açıklanacağını ileri sürüyordu. XVIII. yüzyıl düşünürleri, tarihin, hiç de önemli olma­yan çok küçük nedenler yüzünden, örneğin ön­de gelen devlet yöneticilerinden birinin beynindeki bazı "atomlar"ın azizlik yapmaları sonucu, tümüyle ayrı bir yol izleyebileceğini savunuyorlardı.