Doğrusunu söyleyeyim, buraya gelmeye hazırlanırken, ilkin susmaya karar vermiştim. Ama susmak bir büyük deha işidir. Sonra susmak tehlikelidir de, iyisi mi, dedim, durmadan konuşurum, mademki becerikli bir adam değilim, boyuna, boyuna konuşurum, her şeyi açıklamaya kalkarım, sonunda kendi söylediğimi kendim baltalarım, ta ki karşımdaki illallah diyerek lafın gerisini beklemeden omuz silkip yahut daha iyisi hırsından tükürüp gitsin… Bu konuşmadan üç türlü fayda temin edersiniz: birincisi herkes saf yürekli olduğunuza inanır; ikincisi bıkkınlık verirsiniz, üçüncüsü anlaşılamazsınız. Bir çırpıda üç istifade. Bütün bunlardan sonra, senin bir takım gizli tasarılar peşinde koştuğuna kim inanır? Şöyle şöyle niyetler besliyor bu adam diye ayak diresen, karşındaki senin kendisiyle alay ettiğine şüphe eder. Sonra ben bazen onları güldürürüm; buna değer biçilmez. O zaman her şeyimi affediyorlar; çünkü ötede büyük lâflar eden sözüm ona akıllı adamın kendilerinden daha sersem olduğu meydana çıkıverir. Doğru değil mi?
Ama böyle bir varsayım yaptığımızda kişisel öğelerin ne olursa olsun tarihte hiçbir önemi olmadığını, her şeyin genel nedenlerin işleyişine, tarihsel ilerlemenin genel yasalarına indirgenebileceğini kabul etmemiz gerekir. Bu da, karşıt anlayışın taşıdığı, gerçeğe en küçük bir pay bile bırakmayan aşırı bir uca gitmek olacaktır.
Demek ki, önder insanların kişisel özellikleri, tarihsel olayların tikel yanlarını belirler ve yukarıda işaret ettiğimiz anlamda rastlantı öğesi de bu olayların akışı sırasında her zaman belli bir rol oynar. Tarihsel olayların yönelimini son çözümlemede belirleyen ise, genel nedenler denilen, üretici güçlerin gelişimi ile toplumsal - ekonomik üretim süreci içinde insanlar arasında kurulan karşılıklı ilişkilerdir. Rastlantısal olgular ve ünlü kişilerin kişisel özellikleri, altta derinlerde yatan genel nedenlere göre çok daha göze çarpıcıdır. XVIII. yüzyıl bu genel nedenler üzerinde pek az düşünüyor, tarihin, tarihsel kişiliklerin bilinçli eylemleri ve "tutkular''ı ile açıklanacağını ileri sürüyordu.
XVIII. yüzyıl düşünürleri, tarihin, hiç de önemli olmayan çok küçük nedenler yüzünden, örneğin önde gelen devlet yöneticilerinden birinin beynindeki bazı "atomlar"ın azizlik yapmaları sonucu, tümüyle ayrı bir yol izleyebileceğini savunuyorlardı.