Hakikatin yıldırımı, tam da şimdiye kadar en yüksekte durana düştü: Bu sırada neyin yok edildiğini kavrayan, elinde hâlâ bir şey kalıp kalmadığına bakabilir. Şimdiye kadar "hakikat" denilen her şeyin yalanın en zararlı, en sinsi, en yeraltına ait biçimi olduğu: insanlığı "iyileştirmek" kutsal bahanesinin bir hile olduğu, bizzat yaşamın kanını emmek, kansız bırakmak olduğu idrak edilmiştir: Vampirizm olarak ahlak... Ahlakı keşfeden, inanılan ya da inanılmış tüm değerlerin değersizliğini de keşfetmiştir; saygın, hatta aziz ilan edilmiş insan tipinde artık saygıya değer bir yön bulamaz, hilkat garibelerinin en tehlikeli türünü görür onda, büyüledikleri için tehlikelidirler...
Yaşamın karşıt-kavramı olarak "Tanrı" kavramı uydurulmuştur - onda zararlı, zehirli, çamur atan her şey, yaşama karşı ölümcül düşmanlığın tamamı, korkunç bir bütünlük içine sokulmuştur!
Volkanların çelişkisi hem yıkımın hem de yaşamın sembolü olmalarıydı. Yavaşlayarak soğuyan, katılaşan lavlar zamanla toprağa -verimli, bereketli bir toprağa- dönüşüyordu.
Nora o an bir kara delik olmadığına karar verdi. Aslında volkandı. Volkanlar gibi o da kendinden kaçamazdı. Olduğu yerde kalıp çorak toprakları zenginleştirmek zorundaydı.
İçinde bir orman büyütebilirdi.
Ne o kimseyi sevmiş, ne de sevilmişti. Kendi içi de, hayatı da bomboştu; yalnızca umutsuzluğu hissedebilen bir robot misali oradan oraya gidip normal bir insan gibi davranıyordu. Yalnızca en temel gereksinimlerini karşılıyordu.