Burada insanlığın değil de, yalnızca o parazit insan türünün, ahlak aracılığıyla kendini insanlığın değerlerini belirleyenler konumuna yalandan yükseltmiş olan -Hristiyan ahlakında kendi iktidara geçme yöntemini ele veren- rahiplerin yozlaşmış olması da mümkündür... Aslında, benim kavrayışım şöyle: öğretmenler, insanlığın önderleri, teologların hepsi, hepsi de dekadandı: tüm değerlerin yaşama düşman değerler halinde yeniden değerlendirilmesi bu yüzden, ahlak bu yüzden... Ahlakın tanımı: Ahlak - dekadanların, yaşamdan intikam alma art niyetiyle -ve başarıyla- verdiği tepki. Değer veriyorum bu tanıma.-
Hakikatin yıldırımı, tam da şimdiye kadar en yüksekte durana düştü: Bu sırada neyin yok edildiğini kavrayan, elinde hâlâ bir şey kalıp kalmadığına bakabilir. Şimdiye kadar "hakikat" denilen her şeyin yalanın en zararlı, en sinsi, en yeraltına ait biçimi olduğu: insanlığı "iyileştirmek" kutsal bahanesinin bir hile olduğu, bizzat yaşamın kanını emmek, kansız bırakmak olduğu idrak edilmiştir: Vampirizm olarak ahlak... Ahlakı keşfeden, inanılan ya da inanılmış tüm değerlerin değersizliğini de keşfetmiştir; saygın, hatta aziz ilan edilmiş insan tipinde artık saygıya değer bir yön bulamaz, hilkat garibelerinin en tehlikeli türünü görür onda, büyüledikleri için tehlikelidirler...
Yaşamın karşıt-kavramı olarak "Tanrı" kavramı uydurulmuştur - onda zararlı, zehirli, çamur atan her şey, yaşama karşı ölümcül düşmanlığın tamamı, korkunç bir bütünlük içine sokulmuştur!
Volkanların çelişkisi hem yıkımın hem de yaşamın sembolü olmalarıydı. Yavaşlayarak soğuyan, katılaşan lavlar zamanla toprağa -verimli, bereketli bir toprağa- dönüşüyordu.
Nora o an bir kara delik olmadığına karar verdi. Aslında volkandı. Volkanlar gibi o da kendinden kaçamazdı. Olduğu yerde kalıp çorak toprakları zenginleştirmek zorundaydı.
İçinde bir orman büyütebilirdi.