Kendi hayatımızda umudu kaybettiğimizde, hayatımızdaki pek çok mihenk taşını da kaybedebiliyoruz. Hiçbir şey yapmak, bir şeyin parçası olmak ya da kimseyle birlikte olmak istemiyoruz. İlişkiye sahip olma arzumuz yok oluyor ve kendimizi herkesten tamamen soyutluyoruz.
Hayat, kişinin sadece yaşayıp geçirdiği bir şeyden ibaret olduğunda, hayatta kalmanın gereklilikleri bütün zamanını ve gücünü aldığında, başka gereklilikler için geriye kuvvet bırakmadığında ve zaman hızla geçip elimizdeki her neyse onu ihmal içinde kurutup çürümeye bıraktığında, başkasının aynı şekilde devam etmesini beklemek gerçekten o kişi için fazlasıyla büyük bir yük.
Kitaplar benden hiçbir zaman bıkmaz. Zaman içinde, tamamen iyileşmemi sessizce bekleyerek bana bir çözüm sunarlar. Kitapların en güzel özelliklerinden biridir bu.
Geçmiş bir aşkın boş kabuğuna tutunmanın, bir daha geri dönmeyecek bir kalbi tekrar fethetmenin ya da pişmanlıklarınızın içinizi kemirmesine izin vermenizin bir anlamı yok...
Çoğu insan, söyledikleri ile davranışlarının uyuştuğu bir hayat sürdürmekte zorlanır. Ne kadar okusalar ve hatırlamaya çalışsalar da, daima eski alışkanlıklarına geri dönerler.