Söylediklerinin farkındaydım, bana “bırak” demiyordu, bana yalnızca “birkaç saatliğine kendini toparla” diyordu ve belki de buna gerçekten ihtiyacım vardı. Biraz sessizliğe, gözlerimi kapatmaya, umut etmeye...
İnsan donarken en azından neyle savaştığını biliyordu ama böyle yerlerde, insanların normal bir güne başlıyormuş gibi alçak sesle konuşmaları arasında umutsuzluk içinde otururken, dünyanın geri kalanının hiçbir şey olmamış gibi davranması insanın canını çok daha derinden yakıyordu.