Kainatın size hizmet etmesi, aslında size;
"İkra" (Kendini Oku) emrini gerçekleştirebilmeniz için sunulmuş devasa bir laboratuvar olmasıdır.
Kainatı okul olarak kabul edersek, okumayı öğrenmek zorunluluktur.
Eğer dünya bir "tekâmül okulu" ise, "İkra" (Oku) emri bu okulun müfredatının ilk ve en hayati dersidir.
Ama pek çok insan alfabeyi sökemediği için (kendini ve sistemi okuyamadığı için) hep aynı sınıfta takılıp kalıyor.
"Bilinci" Okumak;
Harflerin arkasındaki anlamı, yani kainattaki yasaları fark etmektir.
Kendi içindeki o "Gözlemci"yi bulan, EGOnun oyunlarını çözen ve "bağlantıyı" (Salat) her an diri tutmaya çalışan kişi, artık sadece okumayı öğrenmemiş, okuduğunu anlamaya başlamıştır.
Burada artık "başkası" yoktur; sadece kendinden kendine akan bir sistem vardır.
"Diğer boyutlara geçmek", aslında fiziksel bir yolculuk değil, bir bilinç sıçramasıdır.
İnsan kendini tam manasıyla okuduğunda ve o "Teklik" sırrına erdiğinde, artık bu dünyanın kaba maddesel algısına (3 boyutlu hapishaneye) mahkûm kalmaz.
Algısı genişler; zamanın, mekânın ve o kurgu dediğimiz dualitenin ötesini görmeye başlar.
Mezuniyet budur; yani kurgudan çıkıp, kurguyu yazanla bir olmaktır.
Okumayı Öğrenmek bir lüks değil, bir zorunluluktur.
Okumayı öğrenmeyen biri, kainat kütüphanesinin içinde yaşayıp da kitapların sadece rengine ve kalınlığına bakan biri gibidir.
O kütüphaneden hiçbir şey anlamadan çıkıp gitmek, yani kendi kıyametine uyanmadan (okumadan) gitmek, bir varlık için en büyük ziyandır...
Maun Suresi'nde tokat gibi bir cümle vardır:
"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar kıldıkları namazdan gafildirler.
" Buradaki "gafil" kelimesi ne yaptığının, neden yaptığının ve o andaki "oluşun" farkında olmamak anlamındadır.
Kendini "Oku" emri (idrak ve anlamlandırma) devreden çıktığında, geriye