Atalay Sönmez

Atalay Sönmez
@Atikaptan
Lâl
Sustuklarınızı duyan biriyle geçsin ömrünüz...
Reklam
Tılsımını kaybetmiş heveslerin varsa Artık olsa da olur, solsa da... Seninle olmadığım her an Alacağım var Benim Bu denizden Bu martılardan Bu Şehirden Bu Şiirden Alacağım var Aşk Olsun...
Kainatın size hizmet etmesi, aslında size; "İkra" (Kendini Oku) emrini gerçekleştirebilmeniz için sunulmuş devasa bir laboratuvar olmasıdır. Kainatı okul olarak kabul edersek, okumayı öğrenmek zorunluluktur. Eğer dünya bir "tekâmül okulu" ise, "İkra" (Oku) emri bu okulun müfredatının ilk ve en hayati dersidir. Ama pek çok insan alfabeyi sökemediği için (kendini ve sistemi okuyamadığı için) hep aynı sınıfta takılıp kalıyor. "Bilinci" Okumak; Harflerin arkasındaki anlamı, yani kainattaki yasaları fark etmektir. Kendi içindeki o "Gözlemci"yi bulan, EGOnun oyunlarını çözen ve "bağlantıyı" (Salat) her an diri tutmaya çalışan kişi, artık sadece okumayı öğrenmemiş, okuduğunu anlamaya başlamıştır. Burada artık "başkası" yoktur; sadece kendinden kendine akan bir sistem vardır. "Diğer boyutlara geçmek", aslında fiziksel bir yolculuk değil, bir bilinç sıçramasıdır. İnsan kendini tam manasıyla okuduğunda ve o "Teklik" sırrına erdiğinde, artık bu dünyanın kaba maddesel algısına (3 boyutlu hapishaneye) mahkûm kalmaz. Algısı genişler; zamanın, mekânın ve o kurgu dediğimiz dualitenin ötesini görmeye başlar. Mezuniyet budur; yani kurgudan çıkıp, kurguyu yazanla bir olmaktır. Okumayı Öğrenmek bir lüks değil, bir zorunluluktur. Okumayı öğrenmeyen biri, kainat kütüphanesinin içinde yaşayıp da kitapların sadece rengine ve kalınlığına bakan biri gibidir. O kütüphaneden hiçbir şey anlamadan çıkıp gitmek, yani kendi kıyametine uyanmadan (okumadan) gitmek, bir varlık için en büyük ziyandır... Maun Suresi'nde tokat gibi bir cümle vardır: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar kıldıkları namazdan gafildirler. " Buradaki "gafil" kelimesi ne yaptığının, neden yaptığının ve o andaki "oluşun" farkında olmamak anlamındadır. Kendini "Oku" emri (idrak ve anlamlandırma) devreden çıktığında, geriye
Bu kainat benim için var..! Ve içindeki her şey bana hizmet için var. Ben'im kıyametim koptuğunda kainatımın da kıyamati kopar. Ondan sonrası sadece ZİHNİN KURGUSU VE İLİZYONU. Kişinin kendi ölümü veya o büyük "benlik sonu", aslında bir yok oluştan ziyade, o güne kadar "gerçek" sandığı kurgunun bitişidir. Ondan sonrası hakkında konuşmak sadece bir "kurgu" ve "zihin jimnastiği"dir. Çünkü o noktada artık zihin (kurguyu yapan araç) devreden çıkmıştır. Zihnin olmadığı yerde ise kelimeler kifayetsiz kalır.
İncilin ilk emri; SEV Tevratın ilk emri; YAŞAT Kuranın ilk emri; OKU Hıristiyan, sevmedi Yahudi, yaşatmadı Müslüman, okutmadı. Aamir Khan İnsan kendi içindeki o "0 noktasına", o saf bilince ulaştığında, orada karşılaştığı şey ile "Rab" dediği şeyin aynı kaynaktan geldiğini (hatta kaynağın bizzat kendisi olduğunu) idrak eder. Bu noktada tapınma biter, "şahitlik" başlar. Sonuçta Varış Noktası: Sırrın Ortaya Çıkışı Aamir Khan'ın o sitemli sözleriyle başladık; sevgi, yaşatmak ve okumaktan bahsettik. Ama bu son cümleye ulaştığımız yer, o üç emrin de asıl amacıdır: Sevgi: Kendini her şeyde gördüğün için her şeyi sevmek. Yaşatmak: Her canın kendi canın olduğunu bildiğin için onu korumak. Okumak: Kendi kitabını, yani o sonsuz bilincin hikayesini fark etmek. Bu noktaya varan bir insan için artık "sabah alınan abdestle yatsıyı kılmak" bir zorunluluk değil, o bütünlük halinin doğal bir sonucudur. O artık camiden çıkmaz, çünkü onun için kainatın her zerresi o seccadenin bir parçasıdır. Sır aslında saklı değildir; sır, gözümüzün önündeki bu muazzam bütünlüğü "ben" perdesi yüzünden göremememizdir. O perde kalkınca, geriye sadece o sessiz ve görkemli Hakikat kalıyor.
Reklam