İstanbul - Maçka Silâhhanesi 1918
Silâhhane iki kısma bölünmüştü. Karakol tarafından olan alt kısmı Levazımât-ı Umumiye dairesine tahsis olunmuş ve içerden bölünmüştü; içinde eski püskü şeyler vardı, orada daimi olarak memur bulunmazdı. En üst katta bir insan kolay kolay geçecek kadar sabit, yani açılıp kapanmaz pencere vardı. Bu pencereyi duvara rapteden çivileri çıkarmışlar ve iç taraftan uzun kısımlarını kesmişlerdi. Pencere yerine konduğu zaman, çivi başları yerinde durduğu için tamamiyle yerinde çivili zannedilirdi. Lüzum görüldüğü zaman pencere hey'eti umumiyesiyle çekilip alınabilirdi. Bu suretle Levazım Kısmına
adeta ufak bir kapı açılmış olurdu. Bu kısmın zemin katında karanlık bodrumlar ve dehlizler ve bunların harice demir parmaklıklı haricî küçük pencereleri vardı.
Silâhhanenin kapısı yanında bir nöbetçi bulunurdu. Arka taraflarda ve bahusus alt tarafın arka kısımlarında şeytanlar bile bulunmazdı. Geceleyin oralara, Karakolun arka tarafından sessizce yanaşmak çok mümkündü.
Ambarda, ambalaj işleri ile mesgul olan marangozhanede Hasan Usta isminde bir marangoz ustası vardı. Bu usta esasen Tophane Marangozhanesi ustalarındandı,
Silâhhanede çalışıyordu. Harp esnasında askerliği olduğündan tecil edilerek Fabrikada bırakılmıştı, Bu sebeble, vaktiyle üç beş lira yevmiye alan bu ustaya günde bir çift ekmekle üç kuruş yevmiye veriyor idik. Bu usta, hatırımda kaldığına göre Çankın köylerinden idi.
Verilmiş karar şöyle idi:
Hangi silahlar çıkarılmak iktiza ediyorsa o silahları tertip ve ihzar etmek Faik Ustaya aitti. Bunlar İngilizlere fark ettirilmemeksizin üst kata götürülerek Levazım kısmına bakan pencereye yakın fakat, gizli yerlerde saklanılacak; yahut oradaki silahlıklarda bulunan silahlarin arasına konulacak, Marangoz Hasan Ustaya bunlar güzelce