Atilla

Asırlardan beri bu mülk ve milletin üzerine musallat olan hanedan ve halifelerin bazıları, başlarına toplanan dalkavukları ile beraber kendileri muhteşem saraylarında ve İstanbul'da zevk ve sefa ile vakit geçirmişlerdir. Biçare Anadolu'nun gerek servet ve gerekse evlatlarını ellerinde bir sermaye gibi her tarafa harç etmek için Karadağ, Arnavutluk, Arabistan Çöllerinde, Afrika, Yemen, Bab'ül-Mendep, Asir, Bahr-i Ahmer Sahilleri, Hicaz'dan Basra'ya, bu kadar cehennem gibi geniş arazide bulunan hain ve hayırsız kavimlerin istirahatlarının temini için milyonlarca Anadolu-Türk yavrularını onların hudutlarına nöbetçi ve bir kurban olarak göndermişlerdir. Bu hain adamların uykularına bile halel gelmesin diye kapılarında bekçi beklettirmek ve bu suretle oralarda beyhude yere Türk canı telef ettirerek Anadolu neslini ve nüfusuna daima büyük bir darbe vurmak ve servetlerini oralarda sarf etmek gibi bir ihanet olur mu?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türklerin saf ve içten iyilikseverliğinden daha değerli ve hoş bir şey görmedim. Kibarlıkları da öyle, gösterişten uzak son derece doğal. Kendi yaşındakilere "biraderim," büyüklere "efendim," küçük­ lere de "oğlum" diye hitap ederler ve genellikle bu kişilere karşı tavırları da bu tür aile ilişkilerinin çağrıştırdığı duygularla beslenir. Kişiyi olduğu insan yapan ve cehaletten bilgeliğe geçmelerini çok ilginç kılan, bu tür niteliklerdir.
Hülasa hain ve gaddar İngilizlerin öteden beri adet ve prensipleri veçhile bir İslam milletine göz koydular mı istila edecekleri vakitten evvel para siyasetinde evvelen o memleketin menfaatperest kendi cinsi ve dinine ve milletine şefkati olmayan birçok ileri gelen bazı hoca kılıklı softa bozmaları ile şeyh, meşayih, dervişan ve eşraflarından birer kısım adamlar tutarak oralarda birer suretle İngiliz hükimeti lehinde propaganda yaptırır o memleketin Efkâr- Umumiyesini tamamıyla kendi lehine çevirerek evvelce ücret ile tutulmuş olan hizmetkârlarından söz aldıktan sonra bilahare bahane ile ilk firsatta o memleketin istilasına kıyam ederler. Muvaffak oldukları vakit bu istila ettikleri İslam memleketlerine ilk defa ayak bastıkları vakit oradaki birinci vazifeleri ve ilk işleri ve hiçbir işe bakmadan evvelen o memleketin cami ve tekkesi gibi halkın merbutiyeti fazla olan mahallerini ve aynı zamanda orada bulunan cahil mutaassıp hoca ve dervişan gibi kendi milletine hayrı olmayan ve ilerisini pek iyi göremeyen ve imanı noksan olan şahıslarını ziyaret ederler. Güya orada bu suretle ken- dilerini halka karşı İslamivet dinine fazla hürmetkar vaziyette gösterirler. Halbuki gaddarane bu aldatıcı siyasetlerini tekemmül ettirip tamamıyla orada zapt-ı raptı ellerine geçirdikten sonra bilahare o memleketin İslamlarının ellerinde hiçbir imtiyaz bırakmadıkları gibi orada artık İslamların ne din namusu ve nede ırzlarına karşı katiyen bịr hürmetlerde bulunmazlar. Ancak yalnız zavallı halkı bir defa ellerine geçirip avuçlarının içerisine tamamıyla alıp sıktırarak o vakit orada bunları adeta bir kurbağa gibi viyak viyak öttürmekten başka bunlara karşı bir iyilikte bulunmaz. Hatta Ingiliz amaline hizmet ederek kendi memleketinin namus ve hayatını para mukabilinde peşkeş çekerek
İstanbul ahalisi genç, ihtiyar, erkek, kadın sabahlari soba başında sütlü çay ile bisküvilerini yedikten sonra elbiselerini değiştirip erkekler vazife başına, çocukları mektebe, kadınları da gezmeye çıkıyorlar. Beş altı seneden beri vatandan uzaklaşmış, zamanın geçmesiyle belki sobanın şeklini unutmuş, üstte yok, başta yok, çoraba mukabil ayaklarına bez parçası dolamış biz askerler de yıllanmış ve yıpramış yüklükler üzerinde sabah kalktığımızda çay, bisküvi yerine ellerimizi ovuşturarak cami içerisinde geziniyoruz. Bu meşakkat, sefalet, felâket; sadakatle vatan uğrunda can feda ederek ölümden ölüme koştuğumuzdan mı ileri geliyor!? Bu vatan yalnız fukaraların mı, yoksa zenginler de müşterek midir? Eğer yalnız bizim gibi fukaraların ise böyle saadetli bir hayattan istifade etmek için bizlere de birer çiftlik, akar ne için verilmiyor? Eğer zenginler de müşterek ise bizim gibi fukaraların maruz kaldığı felâkete ne için onlar da iştirak etmiyorlar ve ettirilmiyorlar? Zannedersem Türklüğümüz bir kabahat addediliyor da çektiklerimiz ondan ileri geliyor, diyeceğim.
Bu vatan yalnız fukaraların mı, yoksa zenginler de müşterek midir? Eğer yalnız bizim gibi fukaraların ise böyle saadetli bir hayattan istifade etmek için bizlere de birer çiftlik, akar ne için verilmiyor? Eğer zenginler de müşterek ise bizim gibi fukaraların maruz kaldığı felâkete ne için onlar da iştirak etmiyorlar ve ettirilmiyorlar?