İstanbul ahalisi genç, ihtiyar, erkek, kadın sabahlari soba başında sütlü çay ile bisküvilerini yedikten sonra elbiselerini değiştirip erkekler vazife başına, çocukları mektebe, kadınları da gezmeye çıkıyorlar. Beş altı seneden beri vatandan uzaklaşmış, zamanın geçmesiyle belki sobanın şeklini unutmuş, üstte yok, başta yok, çoraba mukabil ayaklarına bez parçası dolamış biz askerler de yıllanmış ve yıpramış yüklükler üzerinde sabah kalktığımızda çay, bisküvi yerine ellerimizi ovuşturarak cami içerisinde geziniyoruz. Bu meşakkat, sefalet, felâket; sadakatle vatan uğrunda can feda ederek ölümden ölüme koştuğumuzdan mı ileri geliyor!? Bu vatan yalnız fukaraların mı, yoksa zenginler de müşterek midir? Eğer yalnız bizim gibi fukaraların ise böyle saadetli bir hayattan istifade etmek için bizlere de birer çiftlik, akar ne için verilmiyor? Eğer zenginler de müşterek ise bizim gibi fukaraların maruz kaldığı felâkete ne için onlar da iştirak etmiyorlar ve ettirilmiyorlar? Zannedersem Türklüğümüz bir kabahat addediliyor da çektiklerimiz ondan ileri geliyor, diyeceğim.