Atilla

Atilla

, bir kitap okudu
10/10
·120 syf.·
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Cemal Karabekir
9/10 · 6 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İstanbul - Maçka Silâhhanesi 1918 Silâhhane iki kısma bölünmüştü. Karakol tarafından olan alt kısmı Levazımât-ı Umumiye dairesine tahsis olunmuş ve içerden bölünmüştü; içinde eski püskü şeyler vardı, orada daimi olarak memur bulunmazdı. En üst katta bir insan kolay kolay geçecek kadar sabit, yani açılıp kapanmaz pencere vardı. Bu pencereyi duvara rapteden çivileri çıkarmışlar ve iç taraftan uzun kısımlarını kesmişlerdi. Pencere yerine konduğu zaman, çivi başları yerinde durduğu için tamamiyle yerinde çivili zannedilirdi. Lüzum görüldüğü zaman pencere hey'eti umumiyesiyle çekilip alınabilirdi. Bu suretle Levazım Kısmına adeta ufak bir kapı açılmış olurdu. Bu kısmın zemin katında karanlık bodrumlar ve dehlizler ve bunların harice demir parmaklıklı haricî küçük pencereleri vardı. Silâhhanenin kapısı yanında bir nöbetçi bulunurdu. Arka taraflarda ve bahusus alt tarafın arka kısımlarında şeytanlar bile bulunmazdı. Geceleyin oralara, Karakolun arka tarafından sessizce yanaşmak çok mümkündü. Ambarda, ambalaj işleri ile mesgul olan marangozhanede Hasan Usta isminde bir marangoz ustası vardı. Bu usta esasen Tophane Marangozhanesi ustalarındandı, Silâhhanede çalışıyordu. Harp esnasında askerliği olduğündan tecil edilerek Fabrikada bırakılmıştı, Bu sebeble, vaktiyle üç beş lira yevmiye alan bu ustaya günde bir çift ekmekle üç kuruş yevmiye veriyor idik. Bu usta, hatırımda kaldığına göre Çankın köylerinden idi. Verilmiş karar şöyle idi: Hangi silahlar çıkarılmak iktiza ediyorsa o silahları tertip ve ihzar etmek Faik Ustaya aitti. Bunlar İngilizlere fark ettirilmemeksizin üst kata götürülerek Levazım kısmına bakan pencereye yakın fakat, gizli yerlerde saklanılacak; yahut oradaki silahlıklarda bulunan silahlarin arasına konulacak, Marangoz Hasan Ustaya bunlar güzelce
Fakat, bütün dünya milletleri ve devletleri Maçka Silâhhanesi gibi bir Silâhhane şimdiye kadar, yapamamıştır. Türk milletinden başka bir Millet silahına bu kadar kıymet ve ehemmiyet verdiğini cihan göstermemiş ve ispat edememiştir. Silah Türk'ün ırzıdır, namusudur, her şeyidir. Çünkü Türk onunla dinini, imânını, namusunu, ırzını, bütün mukaddesâtın, evladını, ayâlini, vatanını, varını, yoğunu, bütün mevcudiyetini onunla, yalnız onunla muhafaza eder ve eğer o silâhına bu kadar sahip ve hakim olmasa, bir gün bile yaşayamıyacağını çok iyi bilir. Buna emin ve kâni olmayanlar, ahvali alemi ve bilhassa Hristiyan alemini bilmeyenlerdir.
İstanbul Maçka Silâhhanesi - Ben Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya, Macaristan, Belçika, Çekoslavakya hükümetlerinin başlıca Silâhhanelerini vazifeli olarak gezdim ve gördüm. Maçka'ya benzeri değil, Maçka'nın onda birine yakın bir silâhhaneye rast gelmedim. Silahına bu kadar kıymet veren silâhı için adeta saraylar kurduran bir millet mahvolur mu? Öz canından aziz ve kıymetli olan silahı namert düşmanlara kolay kolay teslim eder mi? Elbette böyle bir Silâhhâne gören düşmanlar hayret eder. Aynı zamanda Türk Milletini de iyi anlar.
İstanbul 1918 - Birinci Harbi Umumiyi müttefiklerimizle birlikte kaybetmiş ve Mondros Mukavelenamesi ile bunu kabul etmiştik. Bu kabulu müteakip bir gün, evdeki çocuklar büyük bir Donanmanın geldiğini haber verdiler. Evin üst katındaki pencerelere koştuk. Marmara ayağımızın altandaydı. Gelenleri seyre başladık: Bizimle hal-i harpte olan İtilâf Devletlerine ait irili ufaklı harp gemileri ile deniz dolmuştu. Harbiye Nezaretinde vazife ile bulunan bizler bunların geleceklerinden haberdar idik. Gemilerin kemâli azamet ve gurur ile aheste aheste girişleri bana Türk Hükümet ve Milletinin idamı hakkında verilen hükmün icrasına memur cellâtların gelişi gibi geldi. O anda hissettiğim hüzün ve kederi dille tarif ve kalem ile tavsif mümkün değildir. Gayrı ihtiyarî ağlamaya başladım. O gün büyük bir yeis ve hüzün içinde daireye gittim. Giderken Osmanlı Devletinin bütün tarihi gözümün önüne geliyor. Milletimizin çok kereler çok büyük felâketlere uğradığını fakat bunların hepsine göğüs gerdiğini, tahammül ettiğini, nihayet kendini ve istiklâlini kurtardığını düşünüyordum. Bunun için bu badireyi de aynı hakla atlatacağına hükmediyor ve kâni olmak istiyordum. Bu Millet bunun altında kalmaz diyordum.