Sana çiçek gelmesine üzüldüm. Üzüntüden ne çiçeği olduğunu bile okuyamıyorum. Üstelik şuan odanda duruyor.
Eğer ben senin dolabın olsaydım kendimi ite ite gündüz vakti birdenbire odadan çıkardım. En azından çiçekler solana kadar holde dururdum.
İki mektubunuzu serçenin odamdaki ekmek kırıntılarını yiyişi gibi okuyorum; titreyerek, etrafa kulak kabartarak, sağa sola bakarak, bütün tüyleri kabartarak…