Hatay’dan Geriye Kalan
Bir gece vardı…
Saatin anlamını yitirdiği, duvarların nefes alır gibi titrediği, gökyüzünün yere düştüğünü sandığımız o uzun, karanlık gece.
Uyku ile uyanıklık arasında değildik artık; hayat ile yokluk arasında asılı kalmıştık.
Bir ses duyduk önce…
Sonra her şey ses oldu.
Taş, toprak, cam, kalp… hepsi aynı anda kırıldı.
Hatay sadece bir şehir değildi o an;
çocukluğumuzdu, komşu kapılarının sesi,
annemin mutfağındaki koku, sokaklarda yankılanan kahkahamızdı. Ve bir gecede, zaman hepsini avucumuzdan aldı. Korkuyu ilk kez bu kadar derin tanıdım. Ama aynı gecede başka bir şey de doğdu içimde: Kaybetsem bile yeniden ayağa kalkabileceğimi söyleyen sessiz, inatçı bir umut.
Çünkü biz yalnızca yıkılan binalardan ibaret değildik.
Biz, enkazın içinden birbirine seslenen insanlar olduk.
Bir bardak suyu paylaşan,
bir yabancının elini tutup “buradayım” diyen kalpler olduk.
Hatay yıkıldı belki…
Ama içimizdeki Hatay hâlâ ayakta.
Yasemin kokulu akşamlar,
sıcak ekmek sırası,
güneşin Asi’nin üstüne düşüşü…
Hepsi hâlâ bizimle yürüyor.
Şimdi başka bir şehirde nefes alıyorum.
Ama her sabah, kalbimin bir köşesi
o toprağa selam veriyor sessizce.
Ve biliyorum:
İnsan bazen her şeyini kaybeder…
ama yeniden başlama cesaretini bulduğu anda
hayat, en kırık yerinden filiz verir.
Ben o filizim.
Kırıldım… ama kök saldım.
Ağladım… ama yürümeyi bırakmadım.