Hızla koşuyor, birkaç saniyelik bile olsa kendi hayatına dair düşünceye dalmış olmaktan ötürü pişmanlık duyuyor, sanki cezasını bulmuş gibi buna hakkı olmadığını düşünerek hayatının aslında ona ait bir hayat olmadığını görüyordu. Hayatın ona biçtiği görevler vardı. Ve bir an aksatmaksızın bu görevleri yerine getirmeli, sorgulamamalı, hatta yaşamına dair düşüncelere dalmamalıydı. Düzenini bozacak, maratonunu aksatacak bir harekette bulunmak onun için suçtu. Şimdi de bu suçlulukla kendine kızarak koşuyordu.
sana bugün çok üzüldüm diyebilseydim, sana bugün ve yarın çok üzüldüm diyebilseydim, sana yarın ve sonraki gün ve daha sonraları, ben çok üzgünüm diyebilseydim. ben, üzülmek için mi doğdum ibrahim. ellerim titremek gözlerim dolmak dudaklarım bükülmek için mi benim. kapalı kapılar bir daha kapanıyor. açılmaya niyeti yok hiçbirinin. o araba buradan geçmez diyorlar. nereden geçer peki. sana nasıl gelinir geri nasıl dönülür ayaklarım yok mu benim. ben, beklemek için mi doğdum ibrahim. uzaklara dalmak iç çekmek kök salmak için mi.