Evet,içime acılık veren şu ki, ne çıplakken katlanabiliyorum size, ne de giyinmişken, ey bugünün kişileri!
Geleceğin bütün tekinsizlikleri ve yolunu şaşırmış kuşları ürperten her şey, sizin gerçeğinizden daha cana yakın ve daha tatlıdır.
Çünkü şöyle dersiniz siz: Tepeden tırnağa gerçeğiz biz, ne bir inanç vardır bizde, ne de boş bir inanç(!)
İyi ama siz nasıl inanabilirdiniz ki, ey alaca bulaca kişiler!
Siz ki şimdiye dek inanılmış bütün şeylerin resimlerisiniz! İnancın gezgin yadsımalarısınız siz, her düşüncenin kolunu kanadını kırarsınız.
İnanılmaz kişiler: İşte budur size verdiğim ad, ey gerçek kişiler!
Sizin ruhlarınızda bütün çağlar birbirlerini çekiştirirler ve bütün çağların düşleriyle dedikoduları bile sizin uyanıklığınızdan daha gerçekti!
Sizin gerçeğiniz şudur: Her şey yok olsa yeridir!
Gerçek,kendi suratlarınızdan daha iyi maske takamazdınız,ey bugünün kişileri!Sizi kim tanıyabilirdi ki!Her bir yerinize geçmişin işaretleri yazılmış,bu işaretlerin üzerine de yeni işaretler boyanmış,böylece bütün yorumculardan iyice gizlemişsiniz kendinizi!
Ruhunuzun simgelerle konuşmak istediği her saati kollayın. Ordadır erdeminizin kaynağı. Yükselir o zaman gövdeniz ve dirilir, sevinciyle kendinden geçirir ruhu, o da böylece, yaratan, değerlendiren, seven ve her şeyin yardımcısı olur.
Hayata katlanmak güçtür. Siz de çıtkırıldım olmayın öyle!
Doğrudur: Biz hayatı severiz,ama yaşamaya değil, sevmeye alıştığımız için. Sevgide her zaman biraz çılgınlık vardır. Bana da, ben ki hayatı severim, öyle geliyor ki, mutluluğu en iyi bilenler, kelebekler ve sabun köpükleri ve insanlar arasında bunlar gibi olanlardır!