Hayatta intikamdan ve bedel ödetmekten çok daha önemli şeyler vardı. Bizi yanıltan ya da canımızı yakan herkesin peşine düşseydik, hayatımızdaki güzellikleri hiçbir zaman fark edemezdik.
O an kız kardeşimi çok iyi anladım. Düşmanlarımızın acı çekmesini istiyordum. Sevdiklerime yarattıkları acıların her yılı, her ayı, günü saati ve hatta saniyesi için merhamet dileneceklerdi ya da ölmek için yalvaracakları işkenceler etmek istedim. Onları öldürmeyecek süründürecektim.
Ne kadar korkunç bir şey olursa olsun aşkın gücü böyle bir şeydi. Şefkat ve aydınlığı müjdelese de tek bir kor parçası amansız cehennem ateşine dönüşebilir, yoluna çıkacak herkesi küle çevirebilirdi. Aşk belki de günahların altın madalyasıdır ; iki yüzünden de başka bir alem yansır.
Ya da tüm bunlar, intikam Hanedanı mensubu olmamdan ileri geliyordu.
Demek Öfke... Göklerdeki yüce tanrıça! Baştan ayağı ürperdim. Herkesi korkudan titreten savaş generali, tüm savunmasızlığıyla karşıma geçmişti. Sonsuz ömründe muhtemelen ilk kez yapmıştı bunu. Sonra cehennemi temelinden sarsmıştı. Soluğumu bıraktım. Yüzyıllardır benden nefret etmek için lanetlenmişti. Yine de buna karşı çıkmaya çalışmıştı. Her şeye iyi yönünden bakmaya çabalamıştı. Şimdi bana yürekten bağlanmak için tereddüt etmesine şaşmamalıydım. Kendini bir kez aşka teslim ettiğinde, bedelini lanetlenmekle ödemişti.
"Nonna hain olamaz."
Haset, "Bakış açısının tuhaf yanı budur işte," dedi. "Bu hikayeyi onun ağzından dinlediğinde, kötü olan sensin. Bir gün geleceği kehanet edilen ve ölümlülerin sakınması gereken kötücül varlık, sensin."
"Ama ben asla birine zarar vermem. Kehanet edilen ne olursa olsun."
Bunu söylerken bile yalan olduğunun farkındaydım. Biri Öfke'yi ya da sevdiklerimden herhangi birini incetecek olursa gözümü kırpmadan canını yakardım. Vahşice, acımasızca saldırırdım.
Haset, o anda farkına vardığım şeyi muhtemelen bildiğinden, yorum yapmamak için dudaklarını sımsıkı kapattı.