"Gel de şaşırma," dedi fısıldarcasına. "Sarhoş sandı beni iyi mi?" Kendi kendine gülümsedi ve düşüncelere daldı. "Gerçi öyleydim," dedi ve peşinden ekledi: " Bir kadının yüzüne bakıp sarhoş olacağımı sanmazdım."
Aşk hayatta kalmama yardım ediyordu.
Anlam aramayı da unutturuyordu. Aramayı bırakıp hayatı yaşıyordun. Aşk önemsediğin insanın elini tutmak ve şimdiki zamanda yaşamaktı. Geçmiş ve gelecek yalnızca mitti. Geçmiş ölen şimdiki zamandı ve gelecek hiç bir zaman var olmayacaktı, çünkü ona ulaştığımızda gelecek zaman şimdiki zamana dönüşecekti. Şimdiki Zaman sahip olduğumuz tek şeydi. Sürekli devinen sürekli değişen bir şeydi şimdiki zaman. Ve hercaiydi. Yakalamanın tek yolu geçip gitmesine izin vermek, onu serbest bırakmaktı. Ben de bıraktım. Evrendeki her şeyi bıraktım. Her şeyi bıraktım, İsobel'in elleri hariç
Buraya gelen, morun bin bir tonuna bürünmüş manzaralarımızı gören her insan cennete geldiğine inanabilirdi. Ama ne olurdu cennette? Ne yapardınız?
Bir süre sonra hatalara, kusurlara hasret kalmaz mıydınız? Aşkı, arzuyu, yanlış anlaşılmaları, hatta belki biraz şiddeti aramaz mıydınız canlanmak için? Işığın gölgeye ihtiyacı yok muydu? Yok muydu gerçekten? Belkide yoktu. Belki de ben anlamıyordum. Belki de mesele acıdan uzak yaşayabilmekti.
Haberlerin öncelik meselesine anlam verememiştim. Yeni matematiksel gözlemler ya da henüz keşfedilmemiş çokgenler üzerine hiç haber yoktu, varsa yoksa politikadan konuşuyorlardı ve politika bu gezegende temelde savaştan ve paradan ibaretti. Hatta savaş ve para meselesi haberlerde o kadar popülerdi ki, haberlerin adı "Savaş ve Para Şovu" olsa daha iyi olurdu.