Augustus

Augustus
@AugustusAgrippa
9 okur puanı
Nisan 2025 tarihinde katıldı
Milyonlarca insan modern gemilerin inşası ve deniz seferlerinin iyileştirilmesi sayesinde son birkaç yüzyıldan beridir okyanusları aşarak göç ediyor ama aslında insanların karada ve daha küçük sulardaki bu topluca yer değiştirmeleri çok daha eskilere dayanıyor. Dolayısıyla ne günümüz İngilizleri İngiltere’ye ne Malezyalılar Malezya’ya ne de Türkler aslen Türkiye’ye ait oluyor. Onları bulundukları yere yerleştiren göç ve fetih oluyor.
Sayfa 16
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Atatürk Doğuyor!
25 Nisan sabahında Mustafa Kemal'in 19. Tümeni, yarımadanın öbür tarafındaki Arıburnu noktasından beş mil uzakta Maydos yakınındaki Bigalı köyünde yedek olarak bekletiliyordu. Seddülbahir' den Arıburnu'na kadarki İtilaf güçlerinin öncü güçleriyle Albay Halil Sami komutasındaki 9. Tümen karşılaşmıştı. Daha kuzeydeki Bolayır Kıstağında bulunan Liman von Sanders, Saros Körfezinde şaşırtma manevralar yapan İtilaf gemilerinden gözlerini ayırmıyordu. Halil Sami, Mustafa Kemal'den Arıburnu noktasının doğusundaki tepeleri elde tutmaya yardım etmesi için derhal bir tabur göndermesini istedi. Mustafa Kemal süvarilerden ve Tümen Topçu Dağ Taburundan oluşan 57. Alayını sevk etti. Bu çarpışmayı anlatırken, bir tepeye tırmanıp arkadan gelen birliğini beklediği sırada 9. Tümenden geri çekilmekte olan askerlerle karşılaştığını söylüyor. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş: "Niçin kaçıyorsunuz?" dedim. "Efendim düşman!.." dediler. "Nerede?" dedim. "işte!" diyerek 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. (Bu tepe Conkbayırı adıyla bilinen daha yüksek bir tepeye doğru gidiyordu). Hakikaten düşmanın bir avcı kuvveti 26 1 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlikle ileri doğru yürüyordu... Üstelik bana kendi askerlerimden daha yakındılar. Geriye çekilmekte olan askerlere dönüp konuşmak için beni neyin dürttüğünü bilmiyorum. "Düşmandan kaçılmaz," dedim. "Cephanemiz kalmadı," dediler. "Cephaneniz yoksa, süngünüz var," dedim. Ve bağırarak süngü taktırdım ve yere yatırdım... Onlar yere yatınca düşman askerleri de yattı. Kendimize zaman kazandık.
Sayfa 179
Gelibolu yarımadasının güney ucundaki Seddülbahir'de, Mehmet adlı bir çavuş, tüfeği kilitlenince elindeki taşla bir İngiliz denizcisine saldırarak ülke çapında ün kazandı. Mustafa Kemal bu olayın yayınlanmasına yardımcı olarak günümüze dek Türk askerleri için kullanılan 'Mehmetçik' adının doğmasını sağladı.
Sayfa 177
Mustafa Kemal 1915 Ocağının sonunda Sofya'dan İstanbul'a dönünce Enver'i yine Harbiye Nazırlığında buldu. Bu buluşmayla ilgili anılan, İttihat ve Terakki liderlerini ve onların bütün yaptıklarını lanetlediği Milliyet gazetesinde 1926 yılında yayınlandı. Mustafa Kemal hiçbir zaman Enver' den etkilenmemişti. Yaşamöyküsü yazarı Hikmet Bayur, bu konudaki görüşlerini şöyle yansıtıyor: Enver işin ayrıntılarına inmezdi. Karar ve planlarının nasıl uygulanacağı ona göre yalnızca ayrıntıydı. Genelinde askeri konularda cahil sayılırdı, çünkü ordu içinde önce bir taburun, sonra bir alayın komutanlığını yaparak adım adım ilerlememişti. Makedonya ve Libya' da haydutlar ve aşiretlerle birlikte savaşmış ve sırtını siyasilere dayayarak zirveye çıkmıştı. 1913'te Edirne'ye doğru yürümesi aktif bir komutanlık sayılmazdı, çünkü Sırplar, Yunanlılar ve Romenler tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra Bulgar ordusunun var olduğu söylenemezdi. Sonuç olarak bir tümene ya da bir kolorduya emir verirken uygulanması için neler yapılması gerektiğini düşünmediğinden, sanki bir çavuşa kırk-elli askeri toplayıp bir tepeyi ele geçirmesi emrini veriyormuş gibi davranırdı. Sarıkamış'taki felaket bu yaklaşımın sonucuydu.
Sayfa 175
18 Aralıkta yoğun bir kar fırtınası altında 80 bin Osmanlı askeri saldırıya geçti. Askerlere küçük sınır kasabası Sarıkamış'taki Rus birliğini kuşatma emri verilmişti. Bunu başarabilmek için 3 bin metre yüksekliğindeki sıradağları, eksi 26 derecelik soğukta geçmek zorundaydılar. Sıradağların adı olan Allahüekber, Müslüman savaşçıların geleneksel savaş çığlıklarını çağrıştırıyordu. Askerlerin cesareti felaketi önlemeye yetmedi. Kötü hazırlanmış, giyimleri ve beslenmeleri yetersiz askerlerin binlercesi soğuktan donarak öldü. Hayatta kalanlarını Ruslar Sarıkamış çevresinde imha ettiler. 80 bin askerden yalnızca 10 bin kadarı Osmanlı topraklarına geri dönebildi ve onlar da tifüs salgınında yaşamlarını yitirdiler. 8 Ocakta Enver Paşa, artık yalnızca varlığını isim olarak sürdüren 3. Ordunun komutasını arkadaşı Hafız Hakkı Paşa'ya bırakarak İstanbul'a dönmeye karar verdi. Kısa bir süre sonra Hafız Hakkı Paşa da tifüse yakalanıp ölünce, Enver bu görevi savaşın başında İstanbul'daki 1. Ordunun Komutanlığına atanmış olan Liman von Sanders'e önerdi. Liman von Sanders reddetti.
Sayfa 174