Tek kelimeyle muhteşem bir klasikti. Beğenilerimi nasıl dile getirsem de söylediğim şeyler az kalır diye düşünüyorum. Ne desem tam anlatamam hissettiklerimi. Yazarın kalemi o kadar güzeldi ki, o kadar güzel tasvirler vardı ki sayfaların içinde... Sanki bu kitabı okumakla kalmamış, bir de yaşamıştım. Resmen bir film izlemişim gibi kitap her şeyiyle gözümün önünde canlandı. Kitabı okurken bitmesini hiç istemediğimi fark ettim. Bir yandan da sona yaklaştıkça sayfalar elimden hızlıca kayıverdi.
Ah, Martin Eden... Bitmek bilmeyen çabası, her şeye karşı gösterdiği mücadelesi, özgün fikir ve düşünceleriyle ne pahasına olursa olsun kendi bildiği yolda yürümesi, idealistliği... Martin, beni her özelliğiyle kendisine hayran bıraktıran bir karakter oldu. Okurken Martin'in hep yanındaymış gibi, onunla konuşuyormuş, onunla düşünüyormuş gibi hissettim. Aklıma her gelişinde, suratımda buruk bir gülümsemenin belireceğine eminim.
Toplumun en alt sınıfında yer alan Martin'in, üst sınıfta yer alıp üniversite okumuş bir kadına aşık olması ile maceramız başlıyor. Aşkına sadece üst sınıfa ulaştığı takdirde kavuşabileceğini düşündüğü için, para kazanıp üst sınıfta yer alabilmek uğruna yazar olmaya karar veriyor. Tabii bu düşüncesi tamamen doğru, çünkü o dönemde toplumsal sınıf ayrımları mevcut. Sonra Martin başlıyor bir yandan delice kitap okuyarak kendini geliştirip bir yandan da bir şeyler karalamaya. Aşk uğruna ilerlemeye çalıştığı bu yolda birtakım sıkıntılar yaşıyor.
Bu arada kitabı okurken şunu fark ettim ki, üst sınıflardan, yani sadece parası ve ünüyle tanınmış insanların her şeyine saygı duyulduğu ve hatta yüceltildiği o dönem ile şuan yaşadığımız dönemin arasında pek fark olmadığını düşünüyorum. Kitaptan bir sürü ders çıkarabilir, sayfalarda kendinizi bulabilirsiniz. Martin