Serkan Dağlı

Serkan Dağlı
@Author17
Faşizm ile özgürlük arasında sıkışıp kalmış en büyük eylem gülümsemektir. Çünkü iki kavram arasında geçen mücadeledeki en etkili silah şüphesiz mizahtır. Serkan Dağlı
Unvan: Yazar
Ön lisans: T.C. Selçuk Üniversitesi / Konya Fakülte: Akören Ali Rıza Ercan MYO Bölüm: Muhasebe Ve Vergi Uygulamaları Lisans: T.C. Anadolu Üniversitesi / Eskişehir Fakülte: İşletme Fakültesi Bölüm: İşletme
İstanbul / Türkiye
Biga / Çanakkale
68 okur puanı
Haziran 2023 tarihinde katıldı
Bilge Karganın Mücadelesi
Börtü böceklerin, İki Kıtalı Şehir’in hayvan sakinleri arasında en aşağı tabaka oldukları konusunda birçok farklı parkta ve toplu ve sık ağaçların bulunduğu yerleşim alanları gibi yerlerde bu hayvanların hayata olan bakış açıları pek çok yorucu tartış-malara neden olmuştu. Aslında kendilerine biçilmiş rolü oyna-malarının dışında varlıkları ve yoklukları pek de belli olmuyordu. Birçoğu park meydan alanını çoktan terk etmiş, parkın farklı bölgelerine dağılarak ağaç köklerine, ağaç dallarına ve yaprakla-rın üzerlerine geri dönüp olağan rutin işlerine geri dönmüşlerdi. Geride kalanlar da hayretle diğer hayvanların aralarında geçen konuşmaları, tartışmaları izliyorlardı. Ancak şaşkınlıkları diğer hayvanların aralarında geçen tartışmalar değildi. Park Meydanı’nda kendi cüsselerine göre devasa ölçülerde olan farklı görü-nümlü bu hayvanların, Park Meydanı’nda neden toplaştıklarını ve ne yaptıkları konusunda hiçbir fikirleri olmadığı gibi ve diğer tüm hayvanların yapmış oldukları eylemler de onlara anlamsız geliyordu. Bu sırada leyleklerin içinden biri, sağ uzun bacağını bir adım öne atmasının ardından ayağını hafifçe yukarı kaldırarak toprak zeminine sertçe tekrar tekrar vurdu. Ayağının tabanı toprak zemininde her buluştuğunda, her bir darbede ve her bir seferinde yaprakların, kuru ağaç dallarının ışıltıları daha da çok işitiliyordu. İki kanadını sağa sola açmış bir şekilde, uzun boy-nunu aşağı yukarı doğru hareket ettirerek uzun gagasından şu sözler çıkıyordu. Kendinden emin bir tavırla: “Elbette, parkların yok olması hoş bir durum olmasa da biz leylekler olarak, evlerin üzerindeki bacalarda, evlerin çatılarında yuvalarımızı güvenli bir şekilde inşa ediyoruz. İki ayaklı uçamayan hayvanlar, yani karga kardeşimin deyişiyle, insanlarla barışçıl bir şekilde birlikte yaşamlarımızı
Birinci Bölüm
Kitap Alıntısı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bilge Karganın Endişesi
“Öncelikle davetimi kabul edip buraya kadar gelmenizden dolayı tüm hayvan dostlarıma yürekten teşekkür ediyorum.” “Arkadaşlar! Bilindiği üzere iki ayaklı hayvanlar kendi çıkarları adına yaşam alanlarımızı, her geçen gün daha fazla tahrip ederek bize yaşam hakkı vermiyorlar. Aynı zamanda iki ayaklı hayvanların, ne doğaya ne de bize saygıları var.” dediği sırada, saf bir kumru öne çıkarak şöyle dedi: “Biz de iki ayaklıyız. Sen ne demek istiyorsun arkadaş!” Bunun üzerine kargaların sözcüsü yani Bilge Karga, kumruya gülümseyerek: “Kanatları olmayan ve uçamayan iki ayaklı hayvanları kas-tetmiştim. Başka bir deyişle, insanlardan bahsediyorum. “Hid-detlenmene gerek yok yoldaş!” diye yanıtladı. Kumrunun yersiz çıkışını! Bu anlamsız ve yersiz çıkışın ardından kumrunun boncuk, boncuk bakan gözlerinin ortasındaki gri gagasının iki yanağının kahverengindeki tüyleri kıpkırmızı olmuştu. Öte yandan karganın sözlerine karşıt, martılar Bilge Karga’ya mânâlı bakışların ardına gizledikleri bir sözü varmış gibi duruyorlardı parkın bir köşesinde… Ancak şimdilik sessizliklerini korumakla yetindiler. Kumru, iki yanağının tüyleri kızarmış bir halde, boynunu öne eğerek utangaç bir tavırla, “Tamam tamam! Sizi yanlış anladı-ğımı sanıyorum.” diyerek üzüntüsünü belirtiyordu ama bu sefer de “Ne aptalca çıkışta bulundum.” diyerek kendi kendine hid-detlenip durdu. “Önemli değil arkadaş!” dedi Bilge Karga… “Biz birbirimizi anlamazsak, bizi hiç kimse anlayamaz. Bu nedenle yoldaşlar, birbirimize her zamankinden daha fazla destek olmalıyız; köstek değil.” Ve güzel laf yapan gagasıyla, karga sözlerine şöyle devam etti: “Nerede kalmıştım?” Mânâlı bir tavırla, “Uçamayan iki ayaklı hayvanlardan bahsediyordun.” dedi Martı… Martının sözlerine karşıt; güçlü, kalın sesiyle, “Evet evet!” dedi Karga, hafifçe
Sayfa 10 - Birinci Bölüm
Kitap Alıntısı
Bilge karga
Aslında bu karganın en belirgin özelliği çevresinde yaşayan eş dostları, kuzenleri ve şehrin farklı bölgelerinde yaşamlarını sürdüren uzak akrabaları olan diğer kargalar tarafından oldukça sevilen, saygı duyulan ve bilge bir karga olarak anılıyor olmasıydı. Öyle ki bu karganın ünü İki Kıtalı Şehir’in ötesine bile taşmıştı. Farklı şehirlerin sokaklarında, farklı parkların ağaç dallarında, orada burada bütün kargalar arasında İki Kıtalı Şehir’de yaşamını sürdüren bir karga olarak konuşuluyordu. Yıllardır şehrin kargaşasında tüm kargaları uçamayan iki ayaklı hayvanların kötü davranışlarına karşı uyarılarda, öğütlerde ve çeşitli çözümler bulma çabasına girmiş ve tüm kargaları örgütleyerek bir mücadelenin içinde kendini buluvermişti. Elbette bu mücadelenin içine girmesi, tercihten çok hayatın getirdiği zor-luklar, haksızlıklar ve zulümler kendisini bu yola ittiğini, her parkta ve her ağaç dalında, fırsat buldukça bunu söylemekten de çekinmiyordu. Bir adı veya bir yere kayıtlı bir kimliği yoktu. O sadece diğer kargalar gibi, parlak siyah renkte bir kargaydı. Ve sol parlak kara kanadını sağa sola hareket ettirerek etki-leyici sözlerine şöyle başladı: “Arkadaşlar!” “Yoldaşlar!”
Sayfa 9 - Birinci Bölüm
Kitap Alıntısı
Huzur Park'a Toplanan Hayvanlar
İki Kıtalı Şehir’in bir tarafında acıların, gözyaşların, sevinçlerin ve mutlulukların hiç eksik olmadığı, iki kardeş kıtanın en görkemli meydanından biri olan Demokrasi Meydanı’nda yer alan cumhuriyeti, özgürlüğü simgeleyen figürlerini üzerinde gururla taşıyan anıtın etrafını dört koldan beton binalarla, caddelerle çevrilmişti. Bu beton binalar ile caddelerin arasına sıkıştırılan alanda, bir çırpıda sayılabilecek kadar ağaç barındıran görkemli Huzur Park Meydanı’nda şehrin çeşitli bölgelerinde yaşamlarını sürdüren tüm hayvanlar güzel bir bahar sabahında toplanmışlardı. Martılar, güvercinler, kumrular, serçeler, kargalar, leylekler, kediler ve köpekler ile birlikte parkta ağaç dallarının üzerinde, ağaç köklerinin altında yaşamlarını sürdüren börtü böcekler! Ancak diğer hayvanlar gibi konuşma kabiliyeti olmayan börtü böceklerin Huzur Park Meydanı’nda toplanan diğer hayvanların çevresinde sessizce bekleyerek olan biteni anlamaya çalışıyorlardı. Park meydanına gruplar halinde toplanan hayvanların içinden ilk söz alan parlak siyah renkte olan bir kargaydı. Aslında tüm kargalar aynı renkte olup, parlak siyah bir renge sahipti. Ancak bu karganın diğer kargalardan ayıran özelliği, parlak siyah renkleri değildi elbet!
Sayfa 9 - BİRİNCİ BÖLÜM / PARK MEYDANINDAKİ TARTIŞMALAR
Kitap Alıntısı
BİLİNÇALTINDAKİ KÂBUS
İkinci Bölüm Demokrasi Meydanı’na yakın bir öğrenci evinde, Umut 2013’ün Mayıs ortalarında bir günün sabahında, gün ışığının pencereden odaya düşen göz kamaştırıcı parlak ışığı ile birlikte inanılmaz bir baş ağrısı ve gördüğü garip bir rüyayla gözlerini açtığında, az ötedeki bir divanda arkadaşı Özgür derin bir uyku halinde öylece bir battaniyeye sarılmış yatıyordu. Göz kamaştırıcı gün ışığının etkisiyle, kısık gözleriyle odaya göz gezdirdiğinde, masanın üzerinde boş bira şişelerini, yarım kalmış bardakların içindeki biraları, masanın etrafına saçılmış çerez ve meyve kabukları ile birlikte masanın dibine düşmüş, ucuz büyük boş bir votka şişesinin halının üzerinde yan yatmış bir haldeyken, meyve suyu paketlerinin içinde az miktarda kalmış meyve suyunun halıya yavaş yavaş damladığını ve etrafa saçılmış eşyaları ‘kot pantolonları, gömlekleri, tişörtleri, çorapları’ gördü. Bahar sıcaklığında odaya yayılmış sigara dumanı, alkol ile çorap kokusunun karışımından oluşan ilginç bir aroma kokusu odaya dağılmıştı. Ancak birçoğuna göre bu koku tahammül edilemeyecek kadar iğrençti doğrusu. Umut’un burnu bu kokuya oldukça alışkındı elbet. Pek aldırmadı bu kokuya. Bir anlığına gözü masanın dibinde yan yatmış meyve suyu paketinin içinden halının üzerine yavaş yavaş damlayan meyve suyuna takıldı. Uzandığı yataktan doğrularak elini uzatıp, o meyve suyu paketini kaldırmak istedi. Ancak bedeni bu eylemi gerçekleştiremeyecek kadar yorgun ve halsizdi. Bir süre boş boş bakan gözlerle aldırmadan halıya damlayan meyve suyu paketini izledi. Az ötede duran ucuz boş votka şişesi gözüne ilişti. Umut kendi kendine mırıldanarak: “Dün gece ne kadar çok içmişiz öyle; neredeyse dün geceye dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Bu son olsun, bundan sonra alkolü bu kadar çok abartmayacağım.” Bir anda
Sayfa 28 - İkinci Bölüm
Kitap Alıntısı