Herkes keyifle kahvesini yudumlamaya başladığı sırada Burcu artık zamanı geldiğini düşünerek Zeynep’e döndü ve şöyle dedi:
‘’Canım! Bizi gerçekten çok korkuttun. Yine! Bize neler olduğunu anlatmak ister misin?’’
Arkadaşları meraklı gözlerle kendisine bakarlarken,
"Tamam, tamam! Elbette anlatacağım.’’ diye cevap verdi. Zeynep.
Daha sonra Zeynep, anlaşılmaz donuk gözlerindeki tüyler ürpertici bakışlarıyla sözlerine şöyle başladı:
"Sokak kapısının biraz ötesinde öylece ayakta durmuş etrafa bakınarak sigara içiyordum. İlk başta her şey normal ve sakindi. Daha sonra aniden karşıdaki çalılıkların içinde bir şeyin hareket ettiğini sandım ve oraya dikkatle baktım. Ama görünürde bir şey yoktu.
Yanıldığımı düşünerek sakince sigaramı içmeye devam ettim. Aslında tüm kâbus kulağıma belli belirsiz fısıltılardan sonra başladı. Sırtım kapıya dönük şekilde ayakta durmuş etrafa bakınırken aniden ensemde bir sıcaklık hissettim. Dört kalın parmağın uçlarından uzanan uzun sivri tırnakları olan sıcak bir elin ensemi kavrayarak kulağıma bir şeyler fısıldıyordu. O anda oracıkta tüm
bedenim buz kesilmişti ve hareket edemiyordum. Çığlık bile atamıyordum. Fısıltıların şiddeti artıkça belli belirsiz gölgeler etrafımı sarıyordu. O anda gözlerimi kapattım ve fısıltıların arasından derinlerden gelen kalın boğuk sessiyle bana şöyle seslendi:
"Bak!"
"Bana bak! Bana bak!’’
"Dehşete kapılmıştım ama oracıkta hareket edemeden öylece duruyordum. Ne konuşabiliyordum ne de çığlık atabiliyordum. Gözlerimi açtığımda belli belirsiz hareket eden gölgelerin arasında bir köpek sürüsü gördüm. Ama daha önce gördüğüm hiçbir köpek ırkına benzemiyorlardı. Masalsı hikâyelerde anlatılan iblislerin cehennemde besledikleri korkunç yaratıklar gerçek hayata gelmişçesine öylece karşımda duruyor gibiydiler. Daha sonra birden
Tuhaf görünümlü canavarlar gerçek miydi? Yoksa bir hayal miydi?