"Biz bir'iz Jon. Bırak, büyüyelim!" dedi Lea. Sonra kendimi, üzerimdeki cama benzer kapağı açan Lea' nın yüzüne bakar buldum. Lea'nın elleri iki yanımdan ve sırtımdan ayaklarıma doğru kayarken, onların zarif dokunuşunu ilk kez hissettim. Dayanamayıp ona sarıldım ve adını mırıldanırken dudaklarımız birleşti… “
Anlat bana, `rüyaların ulu büyücüsü,' geleceğin dini nedir?" "Anladığım kadarıyla Karl, o bizim bildiğimiz gibi bir din değil. Orada tüm ülkeye yayılmış kiliseler ve gökyüzünden bize gözlerini dikmiş, yoldan çıkanları parmağını sallayarak tehdit eden veya onlara yıldırımlar yağdıran yargılayıcı bir Tanrı' ya tapınanlar yok."
Lea'nın güzelliği bir Hollywood yıldızının yüzeysel, kırılgan güzelliği gibi değildi; ondan çevreye derin, neredeyse ruhsal bir öz yayılıyor gibiydi. Fiziksel olarak çok güzel olmakla birlikte, beni daha önce asla hissetmediğim bir tamlıkla tahrik eden ve heyecanlandıran şey onun zihninin ışıldayan çok yönlü derinlikleriydi.