– Karın nasıl, iyi mi?
– Bak, senin de bir şeyden haberin yok. Boşandık biz…
Bu habere şaşırmış görünmedi Ruhan; o Hale’yi hiçbir zaman ne bir engel, ne bir düşünme konusu, ne de rakip olarak görmüştü. Ruhan’ın en çok beğendiği, takdir ettiği tarafı buydu işte. Ne istediğini, ne kadar isteyeceğini çok iyi bilirdi; savaşmadan elde edebildikleriyle yetinmeyi, yaşamı küçük onur sorunlarıyla cehenneme döndürmemeyi…
Ankara’ya gelirken telaşlıydı. Başından sonuna, bütün bir yaşam altüst. Her şeye yeniden başlaması gerek. Yeni insanlar, yeni arkadaşlar ve yeni kadınlar…
Annesinin onları bırakıp gittiği sırada, yanına kaçtığı adamdan hamile olduğunu da çok sonra öğrenmişti Olcay. O çocuk yaşamamıştı. Keşke yaşasaydı. Keşke öyle , bir aşk çocuğu kardeşi olsaydı. Aşk çocuklarının hep güzel olduğunu söylerlerdi çünkü…