Ay Kutluk

Ay Kutluk
@AyKutluk
Bir kitaptan oldukça fazla alıntı paylaşıyorum. Bu durumdan rahatsız olabilecek kullanıcıları önceden uyarır, beni takip etmemelerini öneririm.
"Osmanlı Devleti'nin, esas halkı Hıristiyan olan Balkanlar'da 400 yıldan fazla hüküm sürebilmesi bir örgütleme ve yönetim başarısıdır.Bugünkü ölçülerimizle belki Osmanlılar çok hoşgörülü sayılmazlar ama o çağda özellikle dinsel hoşgörüyü temsil ettikleri muhakkaktır.Yalnızca hoşgörü de değil, Osmanlılar Ortodoks Kilisesi'nin koruyucusu da olmuşlar ve Katolik Avrupa karşısında Ortodoksluğun ezilmesini önlemişlerdir.Muhtemelen tımar sistemi de, yerini aldığı feodal düzenden daha az baskıcı, daha az sömürücüydü. Din ve dil bakımından halka bu derece uzak olan bir yönetimin Balkanlar'ı yüzyıllarca salt kılıç zoruyla tuttuğunu söylemek ne insafa ne de mantığa sığar. Bunlar Osmanlıların lehinde sayılabilecek önemli noktalardır. ... Eğitim, büyük ölçüde kitapsız yürütülüyordu. Bilindiği üzere, matbaa 1450'lerde Gutenberg tarafından icat edildi. 1493'te Yahudiler İstanbul'da, 1495'te Selanik'te, Ermeniler 1567'de, Rumlar 1627'de İstanbul'da birer matbaa kurdular. Osmanlıların matbaası ise Sait Çelebi ve İbrahim Müteferrika tarafından 1729'da; demek ki matbaanın icadından 279, İstanbul'da açılan ilk matbaadan 236 yıl sonra kuruldu. Fakat herhalde matbaaya yine de büyük bir gereksinme yoktu ki 17 kitap bastıktan sonra 1742'de kapandı (ortalama yılda bir kitap gibi). Duyulan gereksinme üzerine aynı matbaa 1784'te yeniden çalışmaya başladı. Dolayısıyla 17 basılmış kitap dışında, gecikmemiz 334 yıla çıkıyor. Matbaası olmayan bir toplumun bilim ve kültürde ileri adım atmakta ne denli zorlanacağı açıktır. ... Medresenin bu durumuna karşılık Topkapı Sarayı'ndaki Enderun Mektebi'nde ve diğer bazı saraylarda verilen eğitim çok daha verimliydi. Zira burada din bilimleri yanında Arapça, Farsça, edebiyat, tarih, coğrafya, müzik, resim, askerlik gibi çok çeşitli konular öğretiliyor ve
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Osmanlı aydınları İbn Haldun kuramını biliyorlardı.Karlofça ve Pasarofça antlaşmalarından sonra devletin savaşacak hali kalmadığını, yaşlandığını düşünerek kültür hayatına daha fazla önem vermeye başladılar.Lale Devri ile başlayarak Osmanlı padişahları kültür hayatının gelişmesine öncülük ettiler."
Sayfa 17
"Niyazi Berkes'e göre Osmanlı Devleti "İbn Haldun tipi" bir devletti. Buna göre 100-120 yılda yıkılması gerekirken, bölgede yeterince güçlü bir akın yapabilecek bir bedevi topluluk kalmadığı için "doğal" bir sonu olamamıştır. Osmanlı Devleti'nin karşısındaki Avrupa devletleri İstanbul ve Boğazlar'ı içlerinden birinin kapmasını istemedikleri için Osmanlı Devleti'ni yıkmamışlar, sömürmekle yetinmişlerdir. Böylece Osmanlı Devleti, bir türlü ölemeyen yatalak ihtiyarlar gibi varlığını sürüklenerek sürdürmüştür."
Sayfa 16
"Osmanlı'da, Anadolu'da ortaya çıkan karışıklıklara 'Celali İsyanları' denir. En yoğun olarak 1590-1650 yılları arasında yaşandı, 17. yüzyılın sonlarına doğru, muhtemelen nüfus baskısının azalması sonucunda nihayet buldu.Kanuni döneminde ülkenin nüfusu 12 milyondan 22 milyona yükselmişti. ... İnsan ve hayvan enerjisiyle (or ganik enerjiyle) dönen geleneksel imparatorlukların genişlemesi, imparatorluklar büyüdükçe zorlaşıyordu. Önceleri Osmanlı Devleti çok başarılı bir savaş makinesiydi. Bütün ülkeye egemen bir devlet aygıtı her zaman on binlerce kişilik orduları sefere gönderme yeteneğine sahipti. Nitekim başlarda Osmanlı ordusu sefere çıktığı zaman yalnızca kent, kasaba, kaleleri değil, büyükçe bölgeleri kolayca fethediyordu. Fetih her bakımdan kârlı bir işti. Avrupa'ya feodal yapı egemen olduğundan ve feodaller de genellikle başlarına buyruk olduklarından. Osmanlı ordularına karşı Avrupa'nın aynı büyüklükte ve güçte ordular toparlaması çok daha zordu. Zaman geçtikçe durum değişti. Bu kez imparatorluk büyüdükçe Osmanlı ordusunun sınır boylarına gitmesi fazla zaman almaya başladı. Unutmamalı ki ordunun ilerleme hızını yaya giden piyadeler belirliyordu. Savaş yazın yapıldığından, zamanında sınır boylarma ulaşmak için bahar yağmurları altında yola çıkmak gerekiyordu. İmparatorluk büyüdükçe, zamanını yollarda geçiren Osmanlı ordusunun savaşabileceği süre kısalmış oluyordu. İkinci olarak, Osmanlı'nın karşısındaki Avrupa devletleri zaman içinde merkezileşmeye, güçlü ve büyük ordular kurmaya başladılar. Savaş başarıları eskisi kadar kolay ve büyük olmamaya başladı.Fetihlerin azalması ve zorlaşmasının önemli bir sonucu savaşa olan ilginin azalması oldu. Zira fetih, manevi tatminler dışında, önemli maddi çıkarlar da sağlıyordu. Bu manevi ve maddi tatminler olmayınca savaşa ve
Sayfa 16
"Hemen belirteyim ki, tımar sisteminin tasfiyesi, yerini iltizama bırakması, yüzyıllar alan yavaş bir süreç oldu. II. Mahmut zamanında (19. yüzyıl başlarında) hâlâ tımarlar vardı. İltizam sistemi devlet hazinesine daha çok paranın girmesini olanaklı kılıyordu. Bunun hükümete sağladığı en önemli yararlardan biri kentlerde bulunan, yeniçeri ya da benzeri piyade askerini çoğaltmaktı. Bu, ateşli silahların, özellikle tüfeğin gelişmesi ve yayılmasının bir sonucuydu. Atlı askerler, ki tımarlı eyalet ordusu atlıydı, tüfek kullanamıyordu.Tüfek piyadenin silahıydı. Demek ki savaş teknolojisindeki gelişme, timar sisteminin tasfiyesini, piyadenin artırılmasını zorunlu kılıyordu.Hazineye iltizam sayesinde daha çok para girmesi, piyade askerinin çoğaltılabilmesi demekti."
Sayfa 14