Ay Kutluk

Ay Kutluk
@AyKutluk
Bir kitaptan oldukça fazla alıntı paylaşıyorum. Bu durumdan rahatsız olabilecek kullanıcıları önceden uyarır, beni takip etmemelerini öneririm.
"Vermede nasıl bir üstün olma niteliği varsa, almada da bir boyun eğme niteliği vardır. Onun içindır ki Beyazıt I, Timurlenk'in gönderdiği hediyeleri küfürler ederek geri çevirmiş. Sultan Süleyman'ın bir Hint imparatoruna yolladığı hediyeler de öyle kızdırmış ki adamı, kabaca reddederek bizim âdetimiz almak değil vermektir demekle kalmamış, hediyeleri getiren elçileri zindana attırmış."
Sayfa 83
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Benim anladığım milliyetçiliğin şovenlik, taassup ve gericilikle hiç bir ilgisi yoktur.Kendi milletimi sevmem ve varlığınü müdafaa etmem başka milletleri hakir görmem için bir sebep değildir."
Sayfa 8
"Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafi, tarihi ve sosyal şartlar bana milliyetçiliği kendisinden vazgeçilmez bir fikir, hatta iman olarak gösterdi. Bilhassa İkinci Dünya Savaşından sonra, Rus Bolşevizminin Türkiye'yi tehdit etmesi bu inancı daha fazla kuvvetlendirdi. Cumhuriyet'in başından beri, Türkiye'ye şekil veren ana fikirlerden biri milliyetçilik, ötekisi, parlemento ve hürriyet fikridir. Bunlar mahiyetleri icabı Rus Bolşevizmine ve bir diktatörlük rejimi olan komünizme zıttırlar.
Sayfa 8
1000k
Ferman faydalı, nizami kanunların yapılacağını, rüşvetin yasak olacağını, Müslüman ve Müslüman olmayanlara eşit olarak uygulanacağını bildiriyor ve Avrupa devletlerinin bu belgeye tanık olmaları için kendilerine resmen bildirilmesini öngörüyordu. ... Ferman'ın Avrupa devletlerine resmen bildirilmesi Ferman'ın uygulanmasında onların da bir etkisi olacağını, daha doğrusu onların Ferman'ın yürütülmesini garanti edeceklerini gösteriyor bize. Tanzimat döneminde Avrupa'nın büyük devletlerinin oynayacağı bu rolü ünlü Tanzimat paşalarından Fuat Paşa tarafından şöyle açıklanmıştı: "Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukardan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet cümlemizi eziyor. Aşağadan ise bir kuvvet hasıl etmeye imkân yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvetler de sefaretlerdir." Paşanın sözünü ettiği "yukarısı" padişahtır. "Aşağası" ise halktır. Osmanlı siyaset dinamiklerini çok güzel anlatan bu sözle, padişahın ne denli güçlü, halkın ne denli edilgin, devlet adamlarının nedenli çaresiz oldukları ifade ediliyor. Onun için paşalar, padişaha karşı bir ağırlık oluşturabilmek için zaman zaman "düvel-i muazzama"ya (büyük devletlere) yaslanmak durumunda kalmışlardır. Örneğin Mustafa Reşit, Mithat, Hüseyin Avni paşalar daha çok İngiliz, Ali ve Fuat paşalar daha çok Fransız, Mahmut Nedim daha çok Rus desteğinden yararlanmışlardır. Şunu da belirtmek gerekir ki, 1839 askeri iflasından sonra Osmanlı Devleti tam bağımsız bir devlet olmaktan çıkmış, yarı bağımlı (ya da yarı sömürge) bir devlet durumuna düşmüştür. Osmanlı'nın ilginç yönü, şu ya da bu devletin değil, ama büyük Avrupa devletlerinin ortak yarı sömürgesi olmasıydı. Bu durumun tek bir devletin yanı sömürgesi olmaktan daha iyi olduğu açıktır. Çünkü büyük
Sayfa 30
"1834'te Harbiye (Harp Okulu) kuruldu. Daha sonra 1859'da Batı örneğindeki üçüncü yüksekokul, Mülkiye kurulacaktı. Bu üç okul ve onu izleyen diğerlerinden mezun olanlar, Osmanlı-Türk çağdaşlaşmasının önderliğini yapacak, 'taban'ını oluşturacaklardı. II. Meşruti yet devrimini bu gibi okul mezunlarının (mekteplilerin) siyasal örgütü olan İttihat ve Terakki gerçekleştirecekti. Müslüman Osmanlı eğitiminin yetersizliğini belirtmek bakımından ilginçtir ki, yeni yüksekokullarda okuyabilecek yeterlikte gençler bulunamadığı için, bu okullar kendi orta, hatta ilköğretim birimlerini oluşturmak durumunda kalmışlardır. Öyle ki, 1834'te kurulan Harbiye ilk mezunlarını ancak 14 yıl sonra, 1848'de verebilmiştir. Yunan İhtilali'nin bastırılmasından sonra Osmanlı-Mısır sürtüşmesi başladı. Sonuç olarak 1831'de Mehmet Ali isyan ederek ordusunu Filistin'e gönderdi. Mısır ordusu Osmanlı ile yaptığı üç meydan muharebesinden muzafferçıktı. Bu sırada Mısırlılar Kütahya'ya gelmişler (1833), kışı Bursa'da geçirmeye hazırlanıyorlardı. II. Mahmut bu durumda ya Mehmet Ali ile uzlaşacak ya da yabancı yardımına başvuracaktı. II. Mahmut ikinci yolu seçti. O sırada İngiltere ve Fransa birbirleriyle uğraştıkları için bu olup bitenlerle ilgilenemiyorlardı. Bu yüzden tuttu, Rusları yardıma çağırdı. Hem de ünlü atasözünü söyleyerek: "Denize düşen yılana sarılır." Oysa "yılan"a sarılacak yerde Mehmet Ali'ye sarılabilirdi... Ruslar büyük hevesle geldiler, Boğaziçi'ne yerleştiler. Olay Batı'da büyük telaş uyandırdı. Fransız ve İngilizlerin araya girmesiyle Kütahya'da bir anlaşma sağlandı. Mehmet Ali'nin oğlu İbrahim Cidde valiliğinin yanında Şam, Halep valilikleriyle Adana muhassıllığını elde etti (1833)."